Momo ve Yuan yan yana yürüyordu.
Hiçbiri konuşmuyordu.
Adımlarının sesi, boş sokaklarda yankılanıyordu.
Aralarındaki sessizlik rahatsız edici değildi… ama ağırdı.
Sanki ikisi de konuşursa… bir şeyler kırılacakmış gibi.
Kapının önüne geldiklerinde Momo durdu.
Derin bir nefes aldı.
"…Teşekkürler, Yuan."
Yuan bir an dondu.
Bu iki kelime… beklediğinden çok daha ağır gelmişti.
Cevap veremedi.
Sadece hafifçe başını salladı.
Kapıyı açtılar.
İçerisi… beklediklerinden daha canlıydı.
Herkes oradaydı.
Notch köşede kaslarını zorluyordu. Kas lifleri geriliyor, nefesi ağırlaşıyordu.
Xen, hançerlerini dikkatlice temizliyordu. Her hareketi keskin ve kontrollüydü.
Elizabeth ise sessizce silahını kontrol ediyordu.
Momo içeri girer girmez Yamoto'ya baktı.
"...Neredeydiniz?"
Yamoto onları yanına çağırdı. Yüzü ciddiydi.
"Bir dalga oluştu."
Kısa bir duraksama.
"Daha önce hiç görmediğimiz iki farklı kabus türü."
Herkesin dikkati bir anda toplandı.
"Onları araştırmaya gittik. Ama siz uyuyordunuz."
Gözleri sertleşti.
"Bugün… onları avlayacağız."
Yuan ve Momo birbirine baktı.
Aynı anda:
"Tamam."
Yuan hazırlanmak için ayrılırken Yamoto yanına geldi.
"Bugün… tüm gücünü kullanman gerekecek."
Yuan bu sefer tereddüt etmedi.
"Merak etme."
Gözlerinde ilk kez gerçek bir kararlılık vardı.
"Bu iş bende."
Yamoto hafifçe gülümsedi.
Bu sırada Momo'nun yanına geldi.
"…Nasılsın?"
Momo başını dik tuttu.
"Harika."
Bu sefer… sesi titremiyordu.
Yamoto bunu fark etti.
Ve ilk kez… rahatladı.
Takım birlikte yürümeye başladı.
Hava sakindi.
Ama bu sakinlik… fırtına öncesiydi.
Yuan yürürken Elizabeth'i fark etti.
Adımları… düzensizdi.
Yüzüne baktı.
Tek bir şey vardı:
Korku.
Yuan sessizce yanına geldi.
"Merak etme."
Elizabeth ona baktı.
"Sen de güçlüsün."
Kısa bir duraksama.
"Sana bir şey olmayacak."
Elizabeth'in gözleri hafifçe yumuşadı.
"…Teşekkürler, Yuan."
Arka tarafta ise bambaşka bir sahne vardı.
Xen hançerini kaldırdı.
"Bunu senin üzerinde denesem… derinin altına kadar girer mi?"
Notch güldü.
"Bence hiç denemeyelim."
Yuan istemsizce gülümsedi.
Uzun zaman sonra…
Takım gerçekten bir ekip gibiydi
Varış noktasına geldiklerinde önlerinde dev bir duvar vardı.
Yamoto durmadı.
"Geçiyoruz."
Hepsi duvarı aştı.
Karşılarında kabuslar vardı.
Ama… sıradan olanlardan.
Herkes aynı anda hareket etti.
Silahlar çekildi.
Saldırılar başladı.
Yuan kılıcını savurdu.
Bir kabus ikiye ayrıldı.
"Bunlar…"
Bir tane daha kesti.
"…çok kolay."
Tam o anda—
Yukarıdan gelen bir ses.
Yuan başını kaldırdı.
Bir gölge.
Çok hızlı.
Kaçamazdı.
Ama—
Rüzgâr patladı.
Momo onu çekti.
Saldırı yanlarından geçti.
Karşılarında… yeni bir kabus duruyordu.
Tamamen siyah.
Şekilsiz… ama tehditkâr.
Sağ kolu bir kılıca dönüştü.
Sol kolu… ağır bir çekice.
Yamoto'nun gözleri parladı.
"…İşte bu."
Momo ilk saldırdı.
Rüzgâr keskin bir bıçak gibi kabusa çarptı.
Hiçbir şey olmadı.
Yerdeki kayaları kaldırdı.
Fırlattı.
Kabus çekiciyle hepsini parçaladı.
Elizabeth arkadan yaklaştı.
Kılıcıyla art arda saldırdı.
Ama—
Tek bir hamle.
Kabusun kılıcı onu savurdu.
Elizabeth yere çakıldı.
"GERİ ÇEKİLİN!"
Yamoto bağırdı.
"DÜŞÜNMEMİZ GEREK!"
Ama…
Geçti.
Notch çoktan saldırmıştı.
Yumruğu kabusa çarptı.
Bu sefer… etkiledi.
Kabus bir adım geri gitti.
Ama hemen kolunu kalkan yaptı.
Xen içeri girdi.
Hançerleri parladı—
Ama çekicin darbesiyle savruldu.
Momo, Yamoto ve Notch aynı anda saldırdı.
Bu sefer kabus geri çekildi.
Denge kaybetti.
Yuan öne çıktı.
Nefes aldı.
Ve tek hamleyle…
Kılıcını indirdi.
Kabus ikiye ayrıldı.
Sessizlik.
Yuan eğildi.
Kanın bir kısmını aldı.
Gözleri karanlıktı.
Yamoto, Xen ve Notch'a döndü.
"Sizi bekleyin dedim."
Sesi sertti.
Ama konuşma bitmeden—
Yeni bir varlık.
Bir köpek.
Hızla saldırdı.
Momo rüzgârıyla yere çarptı.
Kolaydı.
…
Ama sonra…
Vücudu şekil değiştirdi.
Büyüdü.
Kaslandı.
Bir gorile dönüştü.
Yamoto'nun gözleri parladı.
"Şekil değiştiren…"
Notch üzerine atladı.
Kollarını tuttu.
Xen saldırdı—
Ama kabus kuşa dönüştü.
Yükseldi.
Sonra tekrar goril oldu.
Ve Notch'un üstüne düştü.
Yer sarsıldı.
Momo kayaları kaldırdı.
Fırlattı.
Yamoto alevli yumruğunu indirdi.
Kabus sersemledi.
Elizabeth ayağa kalktı.
Nefesi düzensizdi.
Ama bu sefer kaçmadı.
İleri adım attı.
Kılıcını kaldırdı.
Ve—
Son darbeyi indirdi.
Sessizlik.
Takım nefes aldı.
Ama…
Sadece birkaç saniye sürdü.
Aynı iki kabus… tekrar ortaya çıktı.
Momo dişlerini sıktı.
"Cidden mi…
Ve o anda—
Gökyüzü karardı.
Yuan yukarı baktı.
Gözleri büyüdü.
Kuşlar.
Ama…
Çok fazla.
On tane değil.
Yüz değil.
Bin değil.
Binlerce.
Bir anda saldırdılar.
Her yer karardı.
Kanatlar.
Çığlıklar.
Keskin darbeler.
Kimse göremiyordu.
Sadece savunuyorlardı.
Ama her vurduklarında… daha fazlası geliyordu.
Sonra—
Bir anda…
Hepsi durdu.
Sessizlik.
Herkes etrafına baktı.
Ama kabuslar durmamıştı.
Saldırıyorlardı.
Durmadan.
Elizabeth sağa baktı.
Sola baktı.
Sonra… dondu.
"Yuan…?"
Yoktu.
"YUAN YOK!"
Herkes durdu.
Bir anlığına.
Ama kabuslar… durmadı.
Ve o anda herkes aynı şeyi düşündü:
"Nereye gitti?"
"-HA—!"
Yuan gözlerini açtı.
Nefesi kesikti.
"Ne…?"
Etrafına baktı.
Demir parmaklıklar.
Taş duvarlar.
Soğuk.
Kapalı.
Kafesteydi.
Kalbi hızlandı.
Ellerini tuttu.
Titriyordu.
Sonra—
Bir ses.
Hafif bir gülüş.
Yuan başını kaldırdı.
Birisi… geliyordu.
Mavi gömlek.
Kırmızı pelerin.
Kırmızı eldivenler.
Üzerinde garip semboller.
Ve…
Bir şapka.
Palyaço gibi.
Yüzü…
Tamamen boyalıydı.
Yuan'ın nefesi kesildi.
Bu… neydi?
Kabus mu?
İnsan mı?
Figür durdu.
Gülümsedi.
"Sonunda…"
Sesi yumuşaktı.
Ama… rahatsız ediciydi.
"…seninle tanışıyoruz."
Yuan'ın gözleri daraldı.
"Diğer kırmızı ateşe sahip kişi…"
Bir adım daha attı.
"Yuan."
