Takım, sessizliğin içinde eve doğru yürüyordu.
Aslında kimse susmuyordu.
Ama konuşmalar… yüzeyseldi.
Gülüşler… zorlama.
Notch kahkaha atarak konuştu:
"Bu Lee sandığımız kadar güçlü değilmiş. Bir daha karşılaşırsak kesinlikle yeneriz."
Xen başını salladı, hafif bir sırıtmayla:
"Evet. Yamoto biraz abartmış gibi. Hepimiz aynı anda saldırsak hiçbir şey yapamaz."
Yamoto'nun adımları yavaşladı. Kaşları çatıldı.
Sesi sertleşti:
"Düşmanınızı küçümsemeyin."
Kısa bir duraksama oldu.
"Sizi ne kadar kolay yakaladığını unuttunuz mu? Bu… sadece bir başlangıç olabilir."
Momo, Yamoto'ya döndü.
Sesi daha sakindi ama içinde huzursuzluk vardı:
"Peki… neden Yuan'ın kalbini almadı?"
Bir anlık sessizlik.
Yuan başını hafifçe kaldırdı.
Gözleri boştu.
"Bilmiyorum…" dedi yavaşça.
"Muhtemelen bir planı var. Lee… zeki biri."
Notch omuz silkti.
"Zeki olsun ne olacak? Sert bir yumruk atsam ne yapabilir ki?"
Yamoto bu sefer açıkça sinirlendi.
Durdu. Hepsine tek tek baktı.
"Siz Lee'yi tanımıyorsunuz."
Sesi düşüktü ama ağırlığı hissediliyordu.
"Eğer ateşinin potansiyeli… sonsuz seviyeye ulaşırsa…"
Kısa bir duraksama.
"Bu bir savaş olmaz. Bu… bir felaket olur."
Xen gözlerini devirdi.
"Abartıyorsun. Bizde de Yuan var."
Bu sözden sonra…
Elizabeth istemsizce Yuan'a baktı.
Yuan hiçbir şey demedi.
Yüzünde sadece tek bir şey vardı:
Korku.
Bu sessizlik…
Momo'nun da, Yamoto'nun da gözünden kaçmadı.
Eve vardıklarında herkes odasına dağıldı.
"İyi geceler" sesleri duyuldu.
Ama Yuan…
Hiçbir şey demedi.
Sessizce yatağa uzandı.
Gözlerini kapattı.
Açtı.
Tekrar kapattı.
Ama uyku… gelmiyordu.
Aklında sadece tek bir şey vardı:
Lee.
O yumruklar…
Her biri…
ölüm gibiydi.
Yuan yutkundu.
Eğer ölümsüz olmasaydı…
Orada çoktan ölmüştü.
Bunu biliyordu.
Üstelik…
Lee kart bile kullanmamıştı.
Sadece… yumruk atmıştı.
Ve o yumruklar…
Çok hızlıydı.
Çok ağırdı.
Çok… gerçekti.
Yuan ellerini sıktı.
"Hiçbir şey yapamadım…" diye fısıldadı.
Saatler geçti.
Uyuyamadı.
Aslında… uyumak da istemiyordu.
Çünkü biliyordu.
Uyursa…
Onu tekrar görecekti.
Diğer odada…
Momo ve Yamoto uyanıktı.
Momo ellerini sıkıyordu.
Sesi gergindi:
"Yuan… çok korkmuştu."
Kısa bir duraksama.
"Lee ona bir şey mi yaptı?"
Yamoto derin bir nefes aldı.
"Lee'nin yumrukları…" dedi yavaşça.
"Çok güçlü."
Ellerine baktı.
"Orada… bir şey fark ettim."
Sesi daha da düştü:
"Lee… normal biri değil."
Bu sözler…
Momo'nun bile içini ürpertti.
Yuan yatağında kıvranıyordu.
Nefesi düzensizdi.
Boğuk sesler çıkarıyordu.
"-Ha…"
Bir anda gözlerini açtı.
Ama…
Orada değildi.
"Yine… burası…"
Etraf zifiri karanlıktı.
Yuan yavaşça yürümeye başladı.
Ayak sesleri bile yankılanmıyordu.
Hiçbir şey yoktu.
Ne ses…
Ne ışık…
Ne yön…
Sonra…
Yerde bir şey gördü.
Bir kart.
Bir tane daha.
Sonra… bir tane daha.
Yuan yürümeyi bıraktı.
Koşmaya başladı.
Koştukça…
Kartlar çoğaldı.
Her adımda daha fazla.
Daha fazla.
Daha fazla.
Bir süre sonra…
Zemin tamamen kartlarla kaplandı.
Yuan eğildi.
Bir tanesini almak üzereydi—
"-HA!"
Yuan bir anda uyandı.
Tüm vücudu ter içindeydi.
Nefesi kesikti.
Hemen ayağa kalktı.
Ana odaya gitti.
Odadaki konuşmalar sürüyordu.
Gülüşler vardı.
Şakalar vardı.
Ama Yuan için…
Hepsi uzaktan geliyordu.
Sanki suyun altındaymış gibi.
Sesler boğuk.
Anlamsız.
Notch'un kahkahası yankılandı:
"Bir tane düzgün vurayım, bak nasıl yere seriliyor."
Xen hafifçe güldü:
"Önce sen değil. Hançerlerim de biraz eğlensin."
Yuan'ın parmakları yavaşça sıkıldı.
Tırnakları avucuna battı.
Ama acıyı hissetmedi.
Çünkü…
Daha büyük bir şey vardı içinde.
Bir görüntü.
Bir anı.
Bir yumruk.
Lee'nin yumruğu.
Hava yarılmıştı.
Yuan kaçamamıştı.
Darbe…
Göğsüne indiği an…
Nefesi kesilmişti.
Sanki iç organları parçalanmış gibi.
Ses çıkmamıştı.
Çıkaramamıştı.
"Yuan?"
Bir ses.
Gerçek dünyaya ait.
Ama Yuan hâlâ oradaydı.
O yumruğun içinde.
O anın içinde.
Bir tane daha.
Bir tane daha.
Bir tane daha.
Her darbe…
Daha ağır.
Daha hızlı.
Daha… kaçınılmaz.
Yuan'ın nefesi hızlandı.
Omuzları titremeye başladı.
Ama kimse fark etmedi.
Çünkü konuşmalar devam ediyordu.
"Abartılacak bir şey yok ya—"
"YETER!"
Ses…
Odayı kesti.
Keskin.
Kontrolsüz.
Yuan bir anda ayağa kalkmıştı.
Nefesi düzensizdi.
Gözleri… titriyordu.
"Lee'nin attığı…"
Sesi kırıldı.
Yutkundu.
Ama durmadı.
"Her. Bir. Yumruk…"
Her kelimeyi zorla çıkardı.
"…bir insanı tek vuruşta öldürebilecek güçteydi!"
Oda… sessizleşti.
Hiç kimse kıpırdamadı.
Yuan'ın sesi artık daha düşüktü.
Ama daha ağırdı.
"Ben o yumrukları…"
Bir adım geri attı.
"Bir kez değil…"
Nefesi kesildi.
"On kez değil…"
Gözleri yerdeydi artık.
"Yüz kez değil…"
Kısa bir sessizlik.
Sonra başını kaldırdı.
Gözleri doluydu.
"Yüzlerce kez yedim."
Kimse konuşmadı.
Hiç kimse.
"Ve…"
Sesi neredeyse fısıltıya dönmüştü.
"Hiç kart kullanmadı."
Bu söz…
Odanın üzerine çöktü.
Ağır.
Ezici.
"Lee…"
Yuan'ın dudakları titredi.
"…bizimle oynuyor."
Notch artık gülmüyordu.
Xen'in yüzündeki ifade değişmişti.
Momo'nun elleri sıkılmıştı.
Yamoto… sadece bakıyordu.
Ama hiçbir şey diyemiyordu.
"Eğer…"
Yuan devam etti.
"Eğer biraz daha ciddi olsaydı…"
Sesi neredeyse yok oluyordu.
"…hepimiz orda ölmüştük."
Sessizlik.
Uzun.
Rahatsız edici.
Kaçınılmaz.
Yuan yavaşça arkasını döndü.
Kapıya doğru yürüdü.
Adımları ağırdı.
Sanki her adım… onu daha da aşağı çekiyordu.
"Ben…"
Durdu.
Ama arkasını dönmedi.
"…biraz dışarı çıkacağım."
Kapı kapandı.
Ses… yankılandı.
Yuan bir süre olduğu yerde durdu.
İçeri dönmedi.
İleri de gitmedi.
Sadece… nefes aldı.
Derin.
Düzensiz.
Ellerine baktı.
Hâlâ titriyordu.
"Sakin ol…" diye fısıldadı kendi kendine.
"Ama… o kadar da güçlü değil…"
Cümle yarım kaldı.
Çünkü kendisi bile inanmamıştı.
Gece… sessizdi.
Ama bu sessizlik… huzurlu değildi.
Sanki bir şey… izliyordu.
Yuan yavaşça yürümeye başladı.
Adımları boş sokakta yankılanıyordu.
Rüzgar yoktu.
Ses yoktu.
Ama…
Bir his vardı.
Bir anda durdu.
Başını kaldırdı.
Gökyüzüne baktı.
Karanlık.
Ama…
Bir hareket vardı.
Bir tane kuş.
Sonra bir tane daha.
Sonra… onlarca.
Yuan kaşlarını çattı.
"Yine mi…"
Kalbi hızlandı.
Kuşlar… sabit durmuyordu.
Daireler çiziyorlardı.
Ama bu… doğal değildi.
Çok düzenliydi.
Çok… bilinçli.
"Ha…"
Bir ses.
Yumuşak.
Yakın.
Ama… kimse yoktu.
Yuan'ın gözleri büyüdü.
"Kim var orada?"
Sessizlik.
Sonra…
Hafif bir alkış sesi.
Tek.
Yavaş.
Alaycı.
"Bravo…"
Ses bu sefer daha netti.
Yuan'ın arkasından geliyordu.
Ama Yuan dönmedi.
Dönemedi.
Çünkü…
Zaten biliyordu.
"Gerçekten… beklentimin üstündesin."
Yuan yavaşça döndü.
Kalbi göğsünü parçalayacak gibiydi.
Ve…
Oradaydı.
Lee.
Gölgelerin içinde duruyordu.
Yüzündeki o garip gülümseme…
hiç değişmemişti.
"Sen…"
Yuan'ın sesi titredi.
"…burada ne yapıyorsun?"
Lee başını hafif yana eğdi.
Düşünüyormuş gibi yaptı.
"Ne yapıyorum… hm…"
Sonra gülümsedi.
"Seni izliyorum."
Kısa bir sessizlik.
"Uzun zamandır."
Yuan bir adım geri attı.
"Bu… gerçek değil."
Lee'nin gülüşü büyüdü.
"Bunu daha önce de söylemiştin."
Bir adım attı.
Ama…
Ayak sesi yoktu.
"Gerçeklik…"
Elini havaya kaldırdı.
"…senin sandığın kadar sabit bir şey değil, Yuan."
Yuan'ın nefesi hızlandı.
"Yaklaşma…"
Lee durdu.
Gerçekten durmuş gibi yaptı.
Sonra…
Bir anda…
Yuan'ın tam önündeydi.
Yuan'ın gözleri büyüdü.
Geri çekilmek istedi—
Ama vücudu…
Hareket etmedi.
Lee eğildi.
Yüzü… çok yakındı artık.
Fısıldadı:
"O yumruklar…"
Yuan'ın kalbi duracak gibi oldu.
"…hoşuna gitmedi mi?"
Bir anda—
Yuan'ın zihni sarsıldı.
Görüntüler.
Hızlı.
Parçalanmış.
Kontrolsüz.
Yumruk.
Ses.
Kırılan kemik hissi.
Nefessizlik.
Bir tane daha.
Bir tane daha.
Durmuyor.
Durmuyor.
Durmuyor.
"YETER!"
Yuan bağırdı.
Dizlerinin üzerine çöktü.
Ellerini başına götürdü.
"N-NE YAPIYORSUN!?"
Lee düzeldi.
Sakin.
Rahat.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
"Hatırlatıyorum."
Omuz silkti.
"Çünkü unutmanı istemem."
Yuan yere bakıyordu.
Nefesi düzensizdi.
Gözleri doluydu.
"Sen… bir canavarsın…"
Lee bir an durdu.
Sonra…
Gülümsedi.
Ama bu sefer…
Daha soğuktu.
"Hayır."
Yavaşça eğildi.
Yuan'ın göz hizasına geldi.
"Ben… senin olacağın şeyim."
Sessizlik.
Ağır.
Ezici.
"İkimiz de aynıyız, Yuan."
Lee parmağıyla Yuan'ın göğsünü işaret etti.
"İkimizde de… kırmızı ateş var."
Kısa bir duraksama.
"Fark şu…"
Gözleri parladı.
"…ben korkmuyorum."
Yuan titredi.
Ama bu sefer…
Sadece korku değildi.
İçinde… başka bir şey de vardı.
Lee arkasını döndü.
Yürümeye başladı.
"Hazır ol."
Durdu.
Başını hafifçe çevirdi.
"Bir dahaki karşılaşmamız…"
Kısa bir gülüş.
"…oyun olmayacak."
Bir anda…
Yok oldu.
Kuşlar dağıldı.
Gökyüzü tekrar boşaldı.
Yuan…
Olduğu yerde kaldı.
Dizlerinin üstünde.
Nefes nefese.
Ve ilk defa…
Şunu düşündü:
"Onu… yenemeyebilirim."
