İkisi de konuşmuyordu.
Asit yağmuru hâlâ yağıyordu. Damla damla… zemine değdikçe çıkan o ince tıslama sesi, sanki etin yavaş yavaş yanmasını hatırlatıyordu.
Yuan kıpırdamadı.
Momo da.
Sadece… nefes sesleri vardı.
Düzensiz. Kırık.
Momo'nun omuzları titriyordu. Önce hafif… sonra durmadı.
Yuan bunu gördü.
Bir şey söylemek istedi.
Söyleyemedi.
Çünkü bunun sıradan bir ağlama olmadığını anlamıştı.
Bu… bir şeyin çözülmesiydi.
Momo yavaşça başını kaldırdı.
Gözleri dolu değildi.
Boştu.
Ama o boşluğun içinde… bir şey kalmıştı.
Silinmeyen bir şey.
Dudakları aralandı.
"Be…"
Sesi çıkmadı.
Yutkundu.
"…ben…"
Bir an durdu.
Sanki o kelimeyi söylemek… tekrar o ana dönmek demekti.
"…korkuyorum."
Sessizlik.
Bu sefer sessizlik… ağırdı.
Yuan'ın göğsü sıkıştı. Nefesi daraldı.
Bir adım attı.
Durdu.
Yanlış bir şey söylerse… onu tamamen kıracağından korkuyordu.
"Momo…"
Sesi çok kısık çıktı.
"Korku… seni zayıf yapmaz."
Yutkundu.
"…seni insan yapar."
Kendi söylediğine kendisi bile tam inanmadı. Ama yine de söyledi.
Momo ona baktı.
Uzun süre.
Sonra…
"…özür dilerim."
Yuan'ın kaşları çatıldı.
"Niye özür—"
Devam edemedi.
Çünkü Momo gözlerini kapattı.
Ve konuşmaya başladı.
"Hatırlıyor musun…"
Sesi çok sakindi.
"…burada bin yıldır olduğumu söylemiştim."
Yuan hafifçe başını salladı.
"Abartmıyordum."
Kısa bir sessizlik.
"…ben ölmeden önce… Orta Çağ'daydım."
Yuan'ın gözleri hafifçe büyüdü. Ama sözünü kesmedi.
"On üç yaşındaydım."
Rüzgâr içeri doldu.
"Zekiydim."
"Annem ve babam benimle gurur duyuyordu."
Kısa bir duraksama.
"Maddi bir sıkıntımız yoktu."
"Babam… kralın aşçılarından biriydi."
Yumruklarını sıktı.
Yuan bunu fark etti.
Bir şey demedi.
"Bir gün…"
Sessizlik.
"…kralın yemeğinde zehir çıktı."
"Kim koydu bilmiyorum."
Ama gözleri sertleşti.
"Babam koymadı."
Kısa bir duraksama.
"…ama bu önemli değildi."
Yuan'ın çenesi sıkıldı.
"Yemek tadıcısı öldü."
"Ve…"
Nefesi ağırlaştı.
"…babamın idam edilmesine karar verildi."
"Bir kural vardı."
Sesi titredi.
"Eğer suç büyükse…"
"…sadece suçlu değil…"
"…ailesi de cezalandırılır."
Yavaşça fısıldadı:
"Annem de…"
Sesi kırıldı.
"…idam edilecekti."
Uzun bir sessizlik.
"İdam günü…"
Momo'nun bakışları uzaklara kaydı.
"Kalabalık çoktu."
"Bağırıyorlardı."
"Kimisi gülüyordu."
"Kimisi sadece izliyordu."
Yutkundu.
"Ben…"
"…hiçbir şey yapamadım."
Nefesi kesildi.
"Annem…"
Sesi çatladı.
"…son kez bana baktı."
Gözlerinden yaş süzüldü.
"Adımı söyledi."
Kısa bir sessizlik.
"…sonra sustu."
Yuan gözlerini kapattı.
Elleri titriyordu.
"Sonra…"
Sesi boşlaştı.
"Beni evden attılar."
"Sokaklarda yaşamaya başladım."
"Aç kaldım."
"Üşüdüm."
"Bir süre sonra…"
Durdu.
"…acı bile hissedilmemeye başladı."
"Ve bir gün…"
Sesi tekrar değişti.
Daha kırılgan.
"…bir adam…"
Durdu.
Gözleri titredi.
"…beni tuttu."
Yuan'ın nefesi sertleşti.
"Kaçtım."
"Yakaladı."
"Bağırdım."
Kısa bir sessizlik.
"…kimse gelmedi."
Yuan dişlerini sıktı.
"Sonra…"
"…yer sarsıldı."
"Bir deprem."
"Yanımızdaki bina çöktü."
"Parçaları…"
Nefesi titredi.
"…üstüne düştü."
Sessizlik.
"Ben… kurtuldum."
Ama sesi… kurtulmuş gibi değildi.
"Sonra askerler geldi."
"Beni gördüler."
Gözleri büyüdü.
"Beni tuttular."
"'Burada küçük bir cadı var!' diye bağırdılar."
Yuan'ın bakışları sertleşti.
"Bana dokundular."
Momo'nun vücudu aniden titredi.
"…o an…"
Sesi çatladı.
"…dayanamadım."
"Kaçtım."
"Ama yine yakaladılar."
Yavaşça fısıldadı:
"Bu sefer… suç bendeydi."
"Bayılmışım."
Kısa bir sessizlik.
"Gözümü açtığımda…"
Yuan nefesini tuttu.
"…idam ediliyordum."
"İnsanlar bana bakıyordu."
"Bazıları üzgündü."
"Bazıları öfkeliydi."
"Bazıları…"
Durdu.
"…hiçbir şey hissetmiyordu."
"Ben de."
Sessizlik.
"…hiçbir şey hissetmiyordum."
"Sonra…"
Nefesi düzensizleşti.
"…beni ateşe attılar."
"İlk başta…"
"…çok sıcak değildi."
Yuan başını kaldırdı.
"Sonra…"
Momo'nun sesi kaybolmaya başladı.
"…nefes alamadım."
Ellerini sıktı.
"Ciğerlerim… yanıyordu."
"Bağırdım."
Kısa bir duraksama.
"…bu sefer herkes duydu."
Gözlerinden yaş akıyordu.
"Ama kimse bir şey yapmadı."
Yağmurun sesi geri döndü.
Ama artık daha ağırdı.
"Buraya geldiğimde…"
"…herkesten korktum."
"Kimseye güvenemedim."
"Her dokunuş…"
Sesi titredi.
"…aynı hissi getiriyordu."
"Gücümü kendim öğrendim."
"Kabusları öldürdüm."
"Tekrar öldürdüm."
"Tekrar…"
Durdu.
"…ve tekrar."
Yuan'ın kalbi sıkıştı.
"Zaman geçti."
"İnsanlar geldi."
"İnsanlar öldü."
"Ben kaldım."
Kısa bir sessizlik.
"…ve o gün de kaldı."
"Bin yıl."
Hafifçe güldü.
Ama o gülüş… kırılmıştı.
"En azından yaşlanmıyordum…"
Ama gözleri hâlâ titriyordu.
"İnanır mısın…"
Yuan'a baktı.
"…hâlâ kabus görüyorum."
Sessizlik.
"Haftada en az iki kez."
Yuan başını eğdi.
Elleri titriyordu.
"…özür dilerim."
Sesi kırıktı.
"…ben… hiçbir şey bilmiyordum."
Momo başını salladı.
"Hayır…"
Yavaşça ona baktı.
"…özür dilemesi gereken benim."
Bir adım attı.
Durdu.
Ellerini kaldırdı.
Ama dokunamadı.
Nefesi hızlandı.
Gözleri korkuyla büyüdü.
Yuan bunu gördü.
Ve o an…
Bir şey kırıldı.
İçinde.
Yavaşça yaklaştı.
Çok yavaş.
Sanki en ufak bir hareket… her şeyi bozacakmış gibi.
Elini kaldırdı.
Bir an durdu.
Sonra…
Momo'ya sarıldı.
Momo ilk anda kasıldı.
Nefesi durdu.
Kaçabilirdi.
Kaçmadı.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra…
Omuzları çöktü.
Ve…
Ağlamaya başladı.
Bu sefer sessiz değildi.
Kontrolsüzdü.
Parçalanır gibi.
Yuan gözlerini kapattı.
Hiçbir şey söylemedi.
Ama içinden geçen tek şey şuydu:
"Geç kaldım."
Ve bu sefer…
Onu bırakmadı.
