Yuan ve Yamoto içeri girdiklerinde, Elizabeth dışında herkesin orada olduğunu gördüler.
Oda sessizdi.
Ama bu sessizlik huzurlu değildi.
Sanki bir şey eksikti.
Xen başını kaldırdı.
"Geç kaldınız."
Yamoto sakince cevap verdi:
"İşimiz vardı."
Notch bir köşede uyukluyordu.
Yuan etrafına göz gezdirdi.
"Elizabeth nerede?"
Momo hemen cevap verdi:
"Bu saatlerde hep bir yere gidiyor. Hiç mi fark etmedin, gerizekâlı?"
Bu sözler Yamoto'nun yüzünde hafif bir tebessüm oluşturdu.
Tam o sırada Notch gözlerini araladı.
"Ah… gelmişsiniz."
Ortam yine sessizliğe gömüldü.
Ama bu sessizlik…
Bu sefer biraz yapaydı.
Sanki herkes konuşmak istiyordu ama konuşamıyorlardı
Bir süre sonra Yuan ayağa kalktı.
"Ben yatıyorum."
Gerçekten yorgundu.
Tam o sırada Elizabeth içeri girdi.
Kimseye bakmadı.
Hiçbir şey söylemedi.
Doğrudan odasına geçti.
Yamoto'nun bakışları onu kısa bir süre takip etti.
Kaşları hafifçe çatılmıştı.
Çok geçmeden herkes uyumaya başladı.
Ama Yuan'ın uykusu…
Sakin değildi.
Nefesi düzensizdi.
Bazen hafif sesler çıkarıyordu.
Sanki bir şeyden kaçıyordu.
Ama kimse bunu fark etmedi.
"Ha—"
Yuan gözlerini açtı.
Yine o beyaz yer.
"Yine burası…" diye fısıldadı.
Yürümeye başladı.
Adımları yankılanmıyordu.
Sanki zemine basmıyordu bile.
Yürüdü.
Uzun süre yürüdü.
Zaman hissi yoktu.
Bazen koştu.
Ama hiçbir yere yaklaştığını hissetmedi.
Sonra…
Gölgeleri fark etti.
Önce bir tane.
Sonra iki.
Sonra daha fazla.
Gölgeler çoğalıyordu.
Sessizce.
Hareketsizce.
Ama…
Oradaydılar.
Hiçbiri konuşmuyordu.
Hiçbiri ona bakmıyordu.
Ama Yuan içten içe bir şey hissediyordu.
Sanki…
Hepsi onu biliyordu.
Yuan'ın elleri titriyor
Yavaş yavaş terliyor
Vücuduna bir korku hissi geliyordu
Yürümeye devam etti.
Adımları yavaşladı.
İçine bir huzursuzluk çöktü.
Ve sonra…
Onu gördü.
Diğerlerinden farklıydı.
Bir palyaçoya benziyordu.
Ama tamamen siyahtı.
Yüzünde hiçbir detay yoktu.
Gözleri bile yoktu.
Ama…
Bakıyordu.
Yuan durmadı.
Bakmamaya çalıştı.
Yürümeye devam etti.
Ama içten içe hissediyordu.
O şey…
Gözlerini ondan ayırmıyordu.
Bir süre sonra bir kapı belirdi.
Aniden.
Orada olmaması gereken bir şey gibi.
Yuan'ın kalbi hızlandı.
Adımlarını hızlandırdı.
Kapıya yaklaştı.
Ve o anda—
Sesler başladı.
"AÇ."
Yuan dona kaldı.
Ses dışarıdan gelmiyordu.
"AÇ."
Kafasının içinden geliyordu.
"AÇ."
"AÇ."
"AÇ."
Yüzlerce ses.
Aynı anda.
Aynı şey.
Yuan "herkes SUSSUN!" Diye bağırmak istiyordu
Yuan dişlerini sıktı.
"Elimde değil…"
Elini kapıya uzattı.
Tam dokunacakken—
"HA—!"
Yuan aniden uyandı.
Nefes nefeseydi.
Kalbi deli gibi atıyordu.
"Bu sefer… farklıydı…"
Tam o sırada bir ses duydu.
Bir kapı.
Yavaşça açılmıştı.
Yuan hemen doğruldu.
Etrafına baktı.
Herkesi kontrol etti
Uyuyorlardı.
Biri hariç
Elizabeth...
Yuan kaşlarını çattı.
Yine mi…?
Sessizce ayağa kalktı.
Onu takip etmeye karar verdi.
Elizabeth hızlı yürüyordu.
Ama bu normal bir yürüyüş değildi.
Sürekli yön değiştiriyordu.
Sanki bir şeyden kaçıyordu.
Ama ne olduğu belli değildi.
Daha garip olanı—
Kabuslarla savaşmıyordu.
Onları görüyordu.
Ama kaçıyordu.
Yuan bunu anlayamadı.
Sanki Elizabeth 2 kişiliği varmış gibiydi
Biri korkak
Diğeri cesur
Yuan sessizce ilerledi.
Önüne çıkan Kabusları tek tek, ses çıkarmadan öldürdü.
Zaten kolay olanlarıydo
Elizabeth hızlanıyordu.
Adımları daha düzensizdi.
Yuan dikkat etti.
Yürüyüşü değişmişti.
Başını hafif öne eğmişti.
Adımları sertti.
Bir yere gitmiyor…
Kaçıyor.
Bu düşünce Yuan'ın içini huzursuz etti.
En sonunda bir binanın önünde durdu.
Yarım kalmış bir inşaat.
Karanlık.
Sessiz.
Elizabeth içeri girdi.
Hiç durmadan katları çıktı.
Yuan da peşinden gitti.
Kalbi hızlanmıştı.
En sonunda çatıya ulaştılar.
Rüzgar sert esiyordu.
Elizabeth'in saçları savruluyordu.
Kıyafetleri dalgalanıyordu.
Yuan birkaç adım geride durdu.
Sessiz kaldı.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra
Elizabeth sakin bir şekilde konuştu.
"Neden beni takip ediyorsun?"
