Cherreads

Chapter 6 - 6.BÖLÜM: BİR CEVAP

Xen uzun bir süre hiçbir şey söylemeden düşündü. Gözleri yere sabitlenmişti; sanki söylemek üzere olduğu şeyler boğazına düğümlenmiş, dışarı çıkmak için doğru anı bekliyordu. Sessizlik uzadıkça Yuan da konuşmamayı seçti. İlk defa Xen'in yüzünde öfke değil, ağırlık vardı.

Sonunda Xen dudaklarını araladı.

"Üzgünüm."

Bu tek kelime, Yuan'ın beklediği her şeyden daha sarsıcıydı.

Bir an boyunca ne diyeceğini bilemedi. Çünkü karşısındaki kişi, şimdiye kadar ona nefretle saldıran, gözlerinde öfke taşıyan Xen değildi. İlk defa gerçekten yorulmuş, kırılmış ve savunmasız biri gibi görünüyordu.

Xen yavaşça oturdu. Derin bir nefes aldı. Sonra anlatmaya başladı.

"Benim doğumum bile zordu," dedi sessizce. "Annem, hamileliği boyunca birçok kez öleceğini düşünmüş. Ama ne olursa olsun hayatta kalmışım. Doğduğumda annemle abim bana çok iyi baktılar. Gerçekten… bir süre her şey güzeldi."

Bir an durdu. Gözleri donuklaştı.

"Ama ben doğduktan birkaç ay sonra annem akciğer kanseri olduğunu öğrendi."

Yuan dikkatle dinliyordu. Xen'in sesi dümdüzdü ama o düzlükte bile saklanamayan bir acı vardı.

"Annem ne kadar üzülse de bize bunu hissettirmemeye çalışıyordu. Hep güçlü görünürdü. Hep gülmeye çalışırdı. Ama babam…" Xen'in sesi burada sertleşti. "Babam benden nefret ediyordu. Benim bir lanet olduğuma inanmaya başlamıştı. Sürekli abimle beni kıyaslıyordu. Her fırsatta bana, 'Abin senden daha iyi bir çocuk,' deyip duruyordu."

Xen yumruklarını sıktı.

"Bu yüzden içimde büyük bir şey doğdu. Bir şeyi başarma arzusu… Hayır, bundan da fazlası. Kendimi kanıtlama takıntısı. Sürekli abimden daha iyi olmaya çalıştım. Daha güçlü, daha başarılı, daha değerli olmaya… Ama ne yaparsam yapayım babamın gözünde hiçbir zaman yeterli olmadım. Çünkü o beni daha en başından istememişti."

Xen derin bir nefes aldı ama anlatmayı bırakmadı.

"Sonra ben sekiz yaşındayken annem öldü."

Bu cümle havada asılı kaldı. Yuan bunları duyunca Xen üzgünce baktı, sanki konuşmak istiyordu ama aynı zamanda konuşamıyordu.

"O gün, hayatımın en kötü günüydü sanıyordum," dedi Xen. "Ama değilmiş. Daha kötülerinin geleceğini bilmiyordum"

Yuan'ın yüzü ciddileşti. Xen'in anlattıkları yalnızca bir hikâye değil, yıllarca içinde çürümüş bir yaranın açılışı gibiydi. Sanki yıllardır birilerine konuşmak istiyormuşta hiç konuşamıyormuş gibiydi.

"Annem öldükten sonra babam abime daha iyi davranmaya başladı. Ama bana karşı olan nefreti daha da büyüdü. Bu da içimde hem kıskançlık hem de intikam duygusu oluşturdu. Yaşım büyüdükçe, gücüm arttıkça, aklımda tek bir şey kaldı: Babamdan nefret etmek."

Sonra Xen'in sesi biraz yumuşadı. Bu kez acı, öfkenin önüne geçti.

"En garip olan da ne biliyor musun? Abim… bütün bunlara rağmen beni seviyordu. Gerçekten seviyordu. Hatta bazen bana, 'Sen benden daha iyisin,' diyordu."

Yuan, Xen'e baktı. İçinde tuhaf bir his oluşmuştu. Şimdiye kadar yalnızca öfkesini gördüğü bir insanın, aslında ne kadar derin bir acının içinde yaşadığını fark ediyordu.

Xen bir süre sustu. Ardından devam etti.

"Abimin beni sevdiğini biliyordum. Ama babama olan nefretim her şeyin önüne geçmişti. Sonra bir gece… olanlar oldu."

Gözlerini kapattı.

"Babamı öldürmeye karar verdim."

Yuan'ın bakışları sertleşti ama sözünü kesmedi.

"On beş yaşındaydım," dedi Xen. "Ama kararımı vermiştim. Elime bıçağı aldım. Babamı öldürmek için odasına girdim. Ve tam bıçağı saplayacakken…"

Sesi titredi.

"Abim beni fark etti."

Xen'in nefesi bozuldu.

"Babamın önüne atladı."

Uzun bir sessizlik oldu.

"Abimi bıçakladım."

Yuan'ın gözleri büyüdü. Bir an kulaklarına inanamadı. Ama Xen'in yüzündeki ifade, bunun bir yalan ya da abartı olmadığını açıkça gösteriyordu.

"Babam o an her şeyi gördü," dedi Xen. "Ama bana bakmadı bile. Yerde yatan abimin cesedine baktı sadece. Ben… ben o an delirdim. Bağırarak ona 'Senin yüzünden!' dedim… ve babamı da öldürdüm."

Rüzgâr bile sanki o an durmuştu.

"Sonra dona kaldım," diye devam etti Xen. "Saatler boyunca öylece ayakta durup cesetlere baktım. Olanları anlayamıyordum. Her şey sadece iki dakikada olmuştu ama beynim hiçbirini kavrayamıyordu."

Başını eğdi.

"Ve sonra intihar ettim."

Yuan, Xen'e bakarken ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Şaşkınlık, üzüntü ve garip bir merhamet birbirine karışmıştı. Ama Xen hâlâ bitirmemişti.

"Buraya düştüğümde," dedi, "yanımda yerde iki hançer vardı. İlk başta bunun bir ceza olduğunu düşündüm. Tanrı'nın beni buraya attığını sandım. Sonra karşıma ilk kâbus çıktı. Bana saldırdı. Ben de içgüdüyle savaştım. Saldırılarından kaçtım, sonra onu öldürdüm. Hiçbir şey anlamıyordum. Sonra Yamoto beni buldu. Bana burayı, olanları, neyle karşı karşıya olduğumu anlattı."

Xen başını kaldırıp Yuan'a baktı.

"Sen geldiğinde ise içimdeki kıskançlık yeniden büyüdü."

Yuan sessizdi.

"Çünkü silahlarım bile bana aynı şeyi söylüyordu," dedi Xen. "Sanki sürekli kulağıma fısıldıyorlardı: 'Sen lanetlisin.' Sonra sen geldin. Ben, senin yüzünden geri planda kalacağımı düşündüm. Senin ateşin kırmızıydı. Benimki maviydi. Bu saçma gelebilir ama… bu bile beni rahatsız etti. Seni kıskandım."

Son cümleyi söyler söylemez sesi kırıldı.

Ve Xen ağlamaya başladı. Ağlamaya da zaten ihtiyacı vardı, rahatlaması gerekiyordu.

Yuan bir an tereddüt etti. Sonra yavaşça yanına gidip ona sarıldı.

"Bazen," dedi sakin bir sesle, "insan sadece sevilmek ister. Çocukken yaşadıkların, geçti sanılsa bile insanın içinde kalır. Sonra yıllar sonra bile yeniden canlanabilir."

Xen ağlamaya devam ederken başını hafifçe kaldırdı.

"Peki," dedi boğuk bir sesle, "senin ailenle aran nasıldı?"

Yuan'ın yüzündeki ifade değişti. Bir anlığına bakışları uzaklara kaydı. Sonra sakin bir sesle cevap verdi.

"Hiç tanımadım onları."

Xen şaşkınlıkla ona baktı.

Yuan konuşmaya devam etti.

"Ben doğduktan birkaç ay sonra trafik kazası olmuş. O kazadan sadece ben sağ çıkmışım. Annemle babam ölmüş." Bunu önce bir mucize olduğunu düşündüm, ama sonra öğrendim ki bu bir lanetmiş.

Bu sözler onun ağzından çok sade çıktı ama sadelik bazen en ağır şeydir.

"Sonra devlet beni çocuk refah tesislerine yerleştirdi. Yıllar boyunca orada kaldım. Hiçbir akrabam yoktu, hiç bir arkadaşım yoktu, beni seven bir kişi bile yoktu.

On sekiz yaşıma gelince oradan ayrıldım. Sonra küçük işlerde çalıştım. Uzun süre dışarıda yaşadım. En sonunda kiralık bir ev bulabildim, sonra ise yaşadığım acılar sürekli beni buldu, senin le benim sonum aynıymış..."

"Ben de intihar ettim"

Yuan bunları anlatırken sesi sakindi ama o sakinliğin altında yılların yorgunluğu vardı.

O an ikisi de fark etti ki, aslında birbirlerinden nefret etmekten çok daha fazlasını paylaşıyorlardı. İkisi de eksikti. İkisi de yaralıydı. İkisi de geçmişlerinin yükünü tek başına taşımaya alışmıştı.

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonunda Xen gözyaşlarını silmeye bile çalışmadan, kısık bir sesle konuştu.

"Özür diliyorum."

Bu kez sözleri daha gerçekti. Daha çıplak. Daha ağır.

Ardından ikisi birbirine sarıldı.

Bu sarılış bir barışmadan daha fazlasıydı; iki kırık insanın, birbirinin acısını ilk kez gerçekten görmesiydi.

Bir süre sonra birlikte eve doğru yürümeye başladılar. Yol boyunca Xen defalarca özür dilemeye devam etti. Yuan dışarıdan bakınca ara sıra şaka yapıyor, ortamı hafifletmeye çalışıyordu ama içinde hâlâ tam kapanmayan bir burukluk vardı.

Çünkü Lee'nin söylediklerini unutamıyordu.

O kartlardaki cümleler hâlâ zihninde yankılanıyordu.

Lee'den korkuyordu.

İkisi mekâna vardığında Yamoto onları görünce gülümseyerek,

"Küsler barışmış demek," dedi.

Yuan hafifçe gülümsedi ama gözleri hemen Momo'yu aradı. Momo oradaydı. Fakat bu kez ona ne kızgın görünüyordu ne de konuşmaya niyetliydi. Sessizdi. Fazlasıyla sessiz.

Bu durum Yuan'ın içine yeniden bir huzursuzluk düşürdü. Ne olduğunu anlamaya çalıştı ama bir cevap bulamadı.

Ve yine fark etmediği bir şey vardı.

Uzaktan onları izleyen bir kuş…

Karanlığın içinde, görünmeden bekliyordu.

Sonra uzaklardan hafif bir gülme sesi duyuldu.

"Ah… ah ah… sevgili Yuan…"

Ses ince, alaycı ve rahatsız ediciydi.

"Seninle bir türlü tanışamadık. Keşke bir gelsen de sana yapacağım şakaları bi duysan

More Chapters