Cherreads

Chapter 26 - Bölüm 26

Yer : Jack'in bilinç altı

Jack o zamanki gibi yine karanlık yerde baygın yatıyordu.

Etraf tamamen karanlık ile boyanmıştı. Bu karanlık sıradan bir karanlık değildi; ışığın hiç var olmamış gibi silindiği, yön duygusunu yok eden bir boşluktu. Sanki dünya değil, düşüncelerin unutulduğu bir yerdi burası.

Sessizlik vardı…

Ama huzurlu bir sessizlik değil.

Boğucu.

Ağır.

Nefes alıyormuş hissi veren bir sessizlik.

Devasa boyutta eşya ya da oyuncaklar karanlık ile boyanmıştı. Kırılmışlardı… parçalanmışlardı… bazıları ezilmişti. Çocukluğun kalıntıları gibi görünüyordu ama artık masumiyet taşımıyorlardı. Hepsi neredeyse tek bir noktada toplanmıştı; yıkıntılar üst üste binmiş, sanki bilinçaltı kendi içinde bir dağ inşa etmişti.

Bir travma yığını.

Bir hatıra mezarı.

Ve o yığının zirvesinde Liberty vardı.

Sol bacağını sağ bacağının üstüne atmıştı. Sol dizine kolunu koymuş, çenesini eline yaslamıştı. Sanki buranın sahibiymiş gibi rahat oturuyordu.

Karanlığın içinde tek net siluet oydu.

Ağzını açar.

Liberty : Uyan, uyuyan çirkin

Sesi sanki mikrofondan geliyormuş gibiydi ama aynı anda her yönden yankılanıyordu. Kelimeler havada titreşiyor, karanlık yüzeylere çarpıp geri dönüyordu.

Jack duyar duymaz gözlerini yavaşça açtı.

Göz kapakları ağırdı.

Sanki uyanmak istemeyen bir beden zorla bilinç kazanıyordu.

Yavaşça doğruldu.

Jack : Yine mi buradayım!

Sesi boşlukta kaybolmadı.

Defalarca yankılandı.

…buradayım… buradayım… buradayım…

Liberty : Merak etme, sen gelince buranın sessizliği bozuldu.

Jack hemen Liberty'nin olduğu tarafa, yani soluna döndü. İlk bakışta sadece devasa bir karanlık yığını görüyordu. Ama gözleri alıştıkça fark etti…

Bu bir dağdı.

Kırılmış anılar, parçalanmış objeler, unutulmuş şeyler…

Başını yavaşça kaldırdı.

Ve Liberty'yi zirvede otururken gördü.

Jack : Biliyorsun değil mi? Sırf oradasın ve oturma şeklin seni havalı ya da korkutucu göstermiyor.

Liberty duydu.

Ama tepki vermedi.

Hareketsizdi.

Gereğinden fazla hareketsiz.

Sanki nefes bile almıyordu.

Sanki zaten orada değildi de… sadece görülmesine izin veriyordu.

Liberty : Daha arkandaki kişiyi fark edemiyorsun

Jack : Sen nasıl!

Jack refleksle geriye sıçradı.

Ama Liberty…

Yok olmuştu.

Bir an önce zirvedeydi.

Sonra…

Arkadaydı.

Işınlanmamıştı.

Koşmamıştı.

Sadece oradaydı.

Jack'in vücudu titremeye başladı. İlk kez biri varlığını bu kadar kusursuz gizleyerek arkasına geçmişti. İçgüdüleri bağırıyordu.

Tehlike.

Ölüm.

Avcı.

Liberty : Sana zarar vermemi istemiyorsan dinle salak velet

Jack : Dinleyeceğim sanki! Senin gibi birisini dinlerim sanki!

Liberty derin bir iç çeker.

Ve o anda…

Hava değişir.

Kana susamış bir aura yayılmaya başlar.

Karanlık ağırlaşır.

Boşluk sıkışır.

Sanki görünmeyen bıçaklar Jack'in derisine değiyordu.

Liberty : Ya dinlersin ya da varlığını silerim.

Jack bir anda o auraya tanık olur.

Bu ezici bir baskı değildi.

Daha kötüsüydü.

Aura ezmiyordu…

Kesiyordu.

Her hücresini.

Her düşüncesini.

Her nefesini.

Sanki varlığı parçalanıyordu.

Jack : Varlığımı silecek halin yok senin!

Liberty : Ne?

Jack : Anahtarın taşıyıcısı benim sonuç değil mi!

Liberty'nin gözleri hafif daralır.

Liberty : Tch! Dinle o zaman geri zekalı velet

Aura aniden kesilir.

Jack dizlerine çöker gibi olur.

Elleri dizlerinde.

Nefesi düzensiz.

Sanki ölümden yeni dönmüş gibi.

Liberty : Anlaşma yapmak istiyorum.

Jack'in kaşları çatılır.

Jack : Ne anlaşması?

Liberty : Şuanda senin bedenin yaşayan ikinci ruhum yani anlaşma yaparsak bu beden rahatlıkla daha da güçlenir

Jack : Ne tür anlaşma istiyorsun?

Jack'in zihni çalışıyordu.

Jack (aklında) : Kesin birşey planlıyor, eğer insanlığı tehlikeye atıyorsa düzgün düşünmeliyim.

Liberty hafif sırıtır.

Elini uzatır.

Liberty : Anlaşma şu, eğer karşına güçlü düşman çıkarsa ve yenemezsen beni çağırma izni veriyor yani aktifleştir dediğin anda senin yerine ben gelirim, senin yaralarını iyileştirir ve o düşmanı yenerim.

Karanlık sessizleşir.

Jack'in kalp atışı duyuluyordu.

Jack (Aklında) : Bir dakika çok pis sıkıntı bu anlaşma tamamen benim yararıma ama içimden bir his sakın güvenme diyor

Jack : Bu kadar mı?

Liberty : Hayır o sadece birinci madde, ikinci madde aktifleştirmeyi ne kadar süre boyunca aktif kalırsa benim üçüncü madde kısmım süresi artacak

Jack : Ana kısma gel.

Liberty sırıtır.

Elini yumruk yapar.

İşaret parmağını çıkarır.

Liberty : Özgür irademle istediğim zaman aktifleştirme bende kullanabilirim...

Jack : Anlaşma geçersiz, senin gibi birisi özgür irade ile aktifleştirme kullanırsa kesin tonlarca kaos getirirsin

Jack (Aklında) : Eğer Enzo ya da Michael gibi kişilere zarar verirse...

Jack düşünceye dalacakken Liberty bu kez elini daha nazikçe uzatır.

Liberty : Tabii ki de onlara zarar vermiyeceğim.

Jack durur.

Sessizlik.

Şüphe.

İçgüdü.

Jack (Aklında) : Bir dakika nasıl yani bu kadar basit miydi yani bu anlaşma çok iyi ama hala içimden bir ses hayır diye bağırıyor

Genede

Jack elini uzatır.

Tutar.

Jack : Eğer bir gram birşey yaparsan seni pişman ederim.

Liberty gülümser.

Ama bu gülümseme…

İnsanlara ait değildi.

Korkunun kendisi gibiydi.

Liberty : Benimle iş yaptığınız için teşekkürler şimdi biraz uyusan iyi edersin velet

Jack'in dizleri boşalır.

Yere düşer.

Bilinç kapanır.

Liberty arkasını döner.

Dağa doğru yürümeye başlar.

Her adımı karanlıkta yankılanır.

Tırmanırken konuşur.

Sessiz ama duyulan bir sesle.

Liberty : En önemli kural, Bilinç altında sakın aklından konuşma çünkü aklındaki bütün düşünceler ve cümleler o kadar belirgindir

Liberty o dağa çıkarken, Arthur'un olduğu yere geri dönersek, Ana salon hala boştu ama bir kişi birisini sırtında taşıyordu o kişi zaten çok belli, Arthur'du.

Salon devasa sütunlarla çevriliydi. Tavan o kadar yüksekti ki yukarıdaki karanlıkta kayboluyor, ışık bile oraya ulaşamıyordu. Eski taş zeminde Arthur'un adımları yankılanıyor, her adım boşlukta kaybolan bir çan sesi gibi geri dönüyordu. Duvarlarda asılı olan eski eğitim silahları hafifçe sallanıyor, metalin sürtünme sesi ortamın sessizliğini daha da ağırlaştırıyordu.

Arthur'un omzunda baygın halde duran Jack'in nefesi düzensizdi. Bazen hafif titriyor, bazen tamamen hareketsiz kalıyordu.

Arthur : En azından eğitim alanında filan bayılsaydın be

Arthur Jack'i taş zemine bırakmamaya özen göstererek ilerledi.

Gözleri kısa bir an Jack'in yüzüne kaydı.

Arthur (Aklında) : Genede Jack'in potansiyali cidden çok iyi olacak.

Salonun içinde soğuk bir hava dolaşıyordu. Pencereler kapalı olmasına rağmen rüzgâr sesi duyuluyordu. Sanki bina dış dünyadan kopmuştu.

Etraf bomboşken bir anda havadan bir mektup süzülmeye başlar, bembeyaz mektup ama bir sembol vardı kafatası ama dişinin bir tanesi altındı, Arthur havada süzülen mektubu fark eder, Jack'i yakındaki sandalyeye koydu ve 5 metre zıplayarak mektubu havada yakalar.

Mektup yere düşmüyordu.

Hava onu taşıyor gibiydi.

Sanki bir irade tarafından yönlendiriliyordu.

Arthur (Aklında) : Bakalım ne türde bilgilerle geldi bu mektup

Arthur, mektubu açar yavaşça içindeki notu çıkartır notu tutan mektup kılıfını sol elinde alev oluşarak kılıfı külle çevirir, kağıdı tamamen açar bir süre okur ve kağıt bir anda yanmaya başlar, kül olur, o küllerin arasında Arthur hafif sinirlenmiş gibi bakar ve yumruğunu sıkar.

Alevler sessizdi.

Hiç çıtırtı yoktu.

Sanki ateş bile saygı duyuyordu.

Arthur : Ne demek öyle şey yaparlar!

Kağıtta şöyle şeyler yazıyordu, Naber Arthur ne kadardır haberleşmedik? Sensiz sohbet ve içkiler iyi gitmiyor neyse önemli şey yaşandı ilk olarak Mutlak Dedektifler resmen öğrencine ödül koydular yanında da Roland idamı gerçekleştirecek kişi olarak seçildi, ikincisi ise Yujin resmen senin yaptığın bütün mühürleri parçaladı bir de yarın, öğle vakti gelde sigara ve içki içek... Son olarak Yujin sana yetmemiştir, bende bir tane yasaklı kalıntıyı yani mühürlediğin şeyi çaldım.

Arthur'un gözleri karardı.

Salonun içindeki hava bir anda ağırlaştı.

Arthur : Dirilmiş Keskin Nişancı!

Arthur orada bağırırken bir başka yerde yıkım vardı.

Yer : ???

Rüzgâr.

İlk hissedilen şey buydu.

Kuru, sert ve kemikleri titreten bir rüzgâr.

Etraf tamamen yıkılmış binalarla kaplıydı, yirminci yüzyıldan kalma arabalar vardı ama ya ezilmiş ya da parçalanmış gibiydi, yerler resmen kum ile kaplıydı yani buraya gelen resmen şey düşünür, burası tamamen vahşi batıdan çıkma ama yirminci yüzyıldan çıkmaydı.

Pas kokusu.

Yanık metal.

Kurumuş kan.

Hepsi havaya karışmıştı.

Etrafta rüzgar sesleri vardı, kimse yoktu var ama iskeletler vardı sadece ama etraftan bazen yaratık sesleri geliyordu ama bir ses vardı tamamen devasa bir şeyin koşma sesiydi bir yaratık.

Yerin kendisi titriyordu.

Her adımda kum zıplıyor, eski arabaların kapıları sallanıyordu.

O yaratık resmen parçalanmış devasa binaya doğru koşuyordu tek çıkışlı yoldu orası ama parçalanmış arabanın üstünde tamamen siyah kıyafetliydi ama kıyafetleri resmen vahşi batıdan çıkma gibiydi, yüzü gözükmüyordu sadece uzun burnu ile beyaz ve gri kirli bir sakal gözüyordu ve orada oturmuş içki içiyordu resmen üstüne yaratık koşuyordu ama o sakince içki içerken içkisi biter.

Şişenin içindeki son damla düşer.

- - - : Tüh... İçki bitti, neyse Saloon'a uğrarım tekrar

Devasa yaratığın kükreme sesi gelir resmen dinazor kükreme sesine benzer ama daha korkutucu şekilde sanki çığlık atan topluluk gibi sesti.

Bu bir hayvan sesi değildi.

Bu…

Yüzlerce boğazın aynı anda yardım çığlığı atması gibiydi.

Ses dalgası havayı parçaladı.

Cam kırıkları yere düştü.

Paslı levhalar titreşti.

- - - : Hey, yanlış kasabaya geldi, fosilcik

Tekrar aynı şekilde kükrer yaratık ama adama daha bir yaklaşmış şekilde ama adam umursamadan sigara yakar ve ağıza koyarak içer ve duman çıkar.

Duman rüzgârın tersine ilerledi.

- - - : Yanlış adama bulaştın.

Kolunda bir dövme vardı resmen şeye benziyordu... Toplu tabancaya!

Ama bir anda dövmesi yeşim yeşili gibi parlamaya başladı.

Enerji derinin altından akıyordu.

Damarlar ışık gibi parladı.

Enerji dövmeden kopup eline toplandı.

Toplu tabanca şeklini aldı resmen siyah ile kaplanmıştı ama şeritler vardı onlarda yeşim yeşili gibiydi bir de silahında bazı semboller vardı.

Silah nefes alıyor gibiydi.

O adam yaratığa doğru tutar.

Silahında iki şekil parlar bir tane şekil pozitif sembollü diğeri ise negatif sembollüydü.

Tetik çekildiği anda-

Gerçeklik kırıldı.

O adam bir anda tetiği çektiği anda dehşet verici hızla mermiler çıkar sanki pompalı sıkar gibi duruyor, her bir merminin üstünde ya pozitif ya da negatif sembollü vardı ve hepsi yaratığın belli noktalarına vurdu ama delmedi sanki sadece içene girmiş gibi oldu.

Yaratık bir an durdu.

Sessizlik.

Sonra adam arkasına dönerek ve üstünede siyah maske takarak şunu der:

- - - : Adiós cosa fea, Manyetik işkence

Yaratık resmen acı çığlığı atar gibiydi ama bütün topluluk acı içinde bağırıyormuş gibiydi.

Ses gökyüzüne çarptı.

Toprak çatladı.

Araçlar havaya kalktı.

Normaldi çünkü yaratığın bacakları karnın olduğu kısma delecek kadar bastırıyordu... hayır bütün vücudu resmen eziliyormuş gibidi resmen topa benzeyecek kadar ezilir.

Kemik sesleri.

Metal sürtünmesi.

Etin sıkışma sesi.

Sanki bir atomu sınırına kadar zorlarmış gibiydi.

Ve sonunda üç katlı ev kadar devasa olan yaratık insan kadar bir topa dönüştü ve patladı etrafa yayıldı mavi kanı etrafa ama adam çoktan bir arabayı kalkan gibi kullanarak o patlamadan kurtulmuştu neden çünkü yaratık kanlarından nefret ediyordu.

Mavi kan yere düştüğü anda zemini eritmeye başladı.

- - - : En azından işim hızlı bitti neyse şu ödülü almaya gitme vakti.

Dirilmiş Keskin Nişancı, gerçek ismi bilinmiyor sadece Zeron Tensei biliyor çünkü herşeyi bilir ve üçüncü en güçlü ittifakların en iyilerinden olandı yani ödül avcıların arasında en iyi avcılardan birisiydi ama çoğu kişi onun ortalama olduğunu düşünüyor.

Görünüş : Siyah kovboy kumarbaz şapkası ama şapkanın ipi, gözlerin aurası ile aynı renk: Yeşim Yeşili.

Silah kılıfı siyah ama üzerinde küçük yuvarlak yeşim işlemeler var.

Botlar siyah ve uzun burunlu.

Yüzünde burnun üstünü kapatan bir maske var.

Gözlerini hep şapkanın altında saklıyor.

Uzun siyah bir palto giyiyor.

Pantolon üstüne çekilmiş koyu kahve düz kovboy botu, gri ve beyaz karşımı bir kirli sakal vardı, boyu 1,87 ve yaşı ise 38.

Revenant : O değilde kesin Arthur çıldırmış durumdandır.

Revenant'ın arkasındaki tozlanmış çantasında bir kalıntı çıkartır.

Metal parça karanlıkta hafif titreşti.

Sanki canlıydı.

Revenant : Demek bu Şeytan Kralının bir parçası oluyor. Acaba ne kadar ediyordur

bu?

Revenant mavi kan üstünden dümdüz yürür ve şafak vaktinde resmen güneşin içinde kayboluyor gibi gözküyordu.

Güneş yükselirken gölgesi uzadı.

Sonra…

Yok oldu.

More Chapters