Yer : Mutlak Hapisane
Mutlak Hapisane'nin koridorları her zamanki gibi sessizdi.
Ama bu sıradan bir sessizlik değildi.
Rüzgâr, taş duvarların arasındaki dar açıklıklardan içeri sızıyor, uzun ve boğuk bir uğultu çıkarıyordu.
Duvarlara yerleştirilmiş eski demir şamdanlardaki mumlar titriyor, alevlerin hafif çıtırtısı yankı yapıyordu.
Yüksek tavanlı koridorun içinde iki kişinin ayak sesi net bir şekilde duyuluyordu.
Adımlar ölçülüydü.
Biri ağır ama sakindi.
Diğeri genç ama kararsız.
Arthur ve Jack yan yana yürüyordu.
Arthur'un yüzü her zamanki gibi sakindi.
Jack ise hem özgür kalmış olmanın hem de belirsizliğin ağırlığını taşıyordu.
Arthur : Kafesten çıktın. Artık öğrencimsin. Şimdi seni resmi olarak kayıt ettirelim.
Jack hafifçe başını çevirdi.
Jack : Bir dakika… Bu ne demek? Tekrar sınava mı gireceğim yani?
Arthur sırıttı. O sırıtış, hem kendinden emin hem de biraz alaycıydı.
Arthur : Yanında kim olduğunu unuttun mu?
Jack bir an durdu. Sonra hafifçe gülümsedi.
Jack : Doğru söylüyorsun…
Sistem basitti ama acımasızdı.
Bir öğrencinin sıralaması yüksekse, hocası sayesinde doğrudan kayıt edilebilirdi.
Ama "parayla giriş" gibi bir şey yoktu. Güç yine ölçülürdü.
Eğer sıralaması iki ya da daha yüksek değilse, otomatik kabul edilmezdi.
Ve eğer düşük çıkarsa…
Gardiyan olma şansı tamamen silinirdi.
Arthur : Senin sıralaman rahat iki olur diye düşünüyorum.
Jack : Kesin üç olacak.
Arthur hafifçe gözünü kıstı.
Jack bunu fark etmedi.
Arthur (Aklında) : Vücudu değişti. Sadece ruhsal değil, fiziksel olarak da gelişti. Kendi seviyesini aşan hareketlere maruz kaldı.
Liberty Sacred'ın ruhu…
O bedenin kontrolünü aldığında sıradan teknikler kullanmamıştı.
O hareketler… o hız… o basınç…
En az sıralama bir.
Hatta bazı anlarda 0,5 seviyesine yakındı.
Üstelik Jack'in aldığı ağır hasarlar tamamen iyileşmişti.
Bu sadece iyileşme değildi.
Beden yeniden inşa edilmiş gibiydi.
Arthur (Aklında) : Eğer onu doğru eğitirsem… bana denk olabilir.
…Hayır.
Belki beni geçer.
Arthur birkaç saniye boyunca yürümeye devam etti ama zihni tamamen düşüncelerle dolmuştu.
Jack birkaç kez seslendi.
Jack : Arthur?
Arthur?
Arthur?!
Arthur irkildi.
Arthur : Pardon. Düşüncelere dalmışım.
Jack ona dikkatle bakıyordu.
Jack : Seninle tanıştıktan sonra hep şunu düşündüm… Ne kadar güçlüsün acaba?
Arthur'un dudak kenarı hafifçe yukarı kalktı.
Arthur : Neden böyle düşünüyorsun?
Jack durdu.
Jack : Vücudundan yayılan enerjiyi görebiliyorum.
Arthur bir anlık şaşırdı ama belli etmedi.
Jack : Sanki sıralama üçün enerji kaplaması gibi… ama daha yoğun.
Arthur (Aklında) : İlginç… Çoğu kişi benim enerji kaplamamı net göremezdi.
Arthur durdu.
Koridorun ortasında mum ışıkları yüzünü aydınlatıyordu.
Arthur : Gördüğün şey enerji kaplaması değil.
Enerjimi yaymıyorum.
Elini hafifçe kaldırdı.
Arthur : Hepsini sıkıştırıyorum.
Hava hafifçe değişti.
Jack bunu hissetti.
Arthur : Buna Cehennem Nabzı diyorum.
Jack'in kaşları çatıldı.
Arthur : Çoğu kişi enerjiyi dışa doğru salar. Kalkan gibi yayar.
Ben enerjiyi vücudumun etrafında yoğunlaştırırım.
Fizikteki gibi düşün. Enerjiyi dokunulabilir hâle getirdim.
Jack dikkatle dinliyordu.
Arthur : Basınç. Isı.
Ve istersem elektrik akımı.
Ama genelde sadece basınç ve ısıyı kullanırım.
Arthur'un gözleri hafifçe parladı.
Arthur : Dokunan kişi savrulur.
Ve yanar.
Jack : Gerçekten mi?
Arthur : Denemek ister misin?
Jack kısa bir tereddütten sonra yumruğunu sıktı.
Jack : Sakıncası yoksa… vuruyorum.
Arthur kıpırdamadı.
Jack hızla yumruk attı.
Yumruk Arthur'un yüzüne doğru geldi.
Ama…
Yaklaşık 30 santimetre kala durdu.
Sanki görünmez bir duvara çarpmıştı.
Bir basınç dalgası yayıldı.
Jack'in kolu geri savruldu.
Elinin derisi kızarmıştı.
Jack : Aaa! Sıcak! Sıcak!
Elini sallamaya başladı.
Arthur güldü.
Arthur : Özellikle yüzüme vurmayı denedin değil mi?
Jack : Hayır!
Arthur : Emin misin?
Jack cevap vermedi.
Kutsal Tapınak – Ana Salon
Salon neredeyse boştu.
Sabah görevleri çoktan dağıtılmıştı.
Sandalye sıraları sessizdi.
Görev panosunda az sayıda ilan kalmıştı.
Asansörün sesi yankılandı.
Zil çaldı.
Kapılar açıldı.
Arthur ve Jack dışarı çıktı.
Arthur : Şimdi sıralama testini başlatalım.
Jack : Konuşmayı bırakıp hızlıca bitirelim.
Arthur : Senden yaşça büyüğüm biliyorsun değil mi?
Görevlinin yanına yürüdüler.
Kadın yorgundu. Göz altları hafif morarmıştı.
Görevli : Ne için gelmiştiniz…?
Esnedi.
Arthur kartını uzattı.
Arthur : Özel kayıt. Hızlı olsun.
Görevli karta baktı.
Tamamen saf altından.
En üst seviye gardiyan kartı.
Kadının gözleri büyüdü.
İki kez gözlerini ovuşturdu.
Gerçekti.
Eli titremeye başladı.
Görevli : Hemen hazırlıyorum efendim!
Neredeyse koşarak uzaklaştı.
Jack birkaç kez göz kırptı.
Jack : Kadınla aran iyi değil galiba.
Arthur : Sanki senin iyi.
Sıralama belirleme alanı geniş ve yuvarlaktı.
Ortada küre şeklinde enerji ölçüm cihazı vardı.
Görevli aceleyle notları yerleştirdi.
Görevli : Hazır!
Jack Arthur'a baktı.
Jack : Gerçekten hoca ve öğrenci gibi olduk.
Arthur : Ne?
Jack mırıldandı.
Jack : Kadınlar bizden korkuyor.
Arthur Jack'in kafasına hafif ama sert bir yumruk indirdi.
Arthur : Odaklan.
Jack kürenin üzerine elini koydu.
Soğuktu.
Jack : Hadi bakalım.
Görevli : Başlatıyorum.
Makine hafifçe parladı.
Başta zayıf bir ışık vardı.
Sonra…
Işık büyüdü.
Mor renk yayılmaya başladı.
Salon mor bir aura ile kaplandı.
Görevli geri çekildi.
Görevli : Enerji seviyesi yükseliyor…
Ama Arthur bir şey fark etti.
Makine sadece ölçmüyordu.
Emiyordu.
Arthur'un gözleri keskinleşti.
Arthur : Fazla çekiyor.
Jack'in yüzü solmaya başladı.
Arthur anında hareket etti.
Bir tekmeyle Jack'in elini makineden ayırdı.
Bağlantı koptu.
Mor ışık aniden söndü.
Jack yere düştü.
Nefesi ağırdı.
Arthur : Sonuç?
Görevli titreyerek ekrana baktı.
Görevli : Potansiyel sıralaması… sıfır!
Sessizlik.
Görevli yutkundu.
Görevli : Ve mevcut aktif sıralaması… 0,5!
Arthur'un gözleri büyümedi.
Ama bakışı değişti.
Arthur (Aklında) : Yujin bile Sıralama bir olarak başlamıştı…
Bu çocuk doğrudan 0,5 mi?
Arthur'un içindeki gurur saklanamayacak kadar büyüdü.
Arthur (Aklında) : Gerçekten… sen bir başkasın.
Jack baygın şekilde yerde yatıyordu.
Ve Arthur ilk kez içten içe heyecanlanmıştı.
