Yer : Mutlak Hapisane
Etraf sessizdi… ama sıradan bir sessizlik değildi bu.
Sanki dev bir ormanda bütün hayvanlar aynı anda susmuş, rüzgâr bile yönünü kaybetmiş gibiydi. Taş duvarların arasındaki nem ağır bir koku yayıyor, soğuk hava insanın kemiklerine kadar işliyordu. Mumların alevleri sabit değildi; arada hafifçe eğiliyor, sanki görünmeyen bir varlığın nefesi üzerlerinden geçiyormuş gibi titriyordu.
Bir an için her şey durmuş gibiydi.
Sonra…
ZİNCİRLER.
Demir halkalar birbiri ardına yere düştü.
Çarpıştılar. Sürtündüler. Uzun koridorda yankılandılar.
Metal sesi taş duvarlara vurup geri döndü, sanki hapishane o sesi yutmak istememişti.
O sesin ardından konuşmalar yükseldi.
Arthur : Bir daha bana hakaret edersen… bizzat ben seni idam ederim.
Sesi yüksek değildi. Bağırmamıştı.
Ama o sakin tonun içinde tartışmaya yer bırakmayan bir kesinlik vardı.
Jack : Sonunda şu lanet olası zincirlerden kurtuldum.
Jack bileklerini çevirdi. Derisinde zincirin bıraktığı izler kızarmıştı. Kan dolaşımı geri geldikçe hafif bir sızı oluştu. Parmaklarını açıp kapadı; kasları uzun süre hareketsiz kaldıktan sonra yeniden çalışmaya başlıyordu.
Bir adım attı.
Arthur'dan önce çıkacak gibiydi.
Arthur elini kaldırdı.
Sadece bir el hareketi.
Ama o hareket… emirdi.
Jack durdu. Kaşlarını çattı. Etrafına baktı.
Hiçbir şey yoktu. Koridor boştu. Tehlike hissi yoktu.
Jack : Ne oldu?
Arthur gözlerini Jack'ten ayırmadan konuştu.
Arthur : Sırf öğrencim oldun diye rahatlama bence, Jack.
Jack'in kaşları biraz daha çatıldı.
Jack (aklında): Az önce zincirleri açtı. Şimdi tehdit eder gibi konuşuyor?
Jack : Ne demek istiyorsun?
Arthur'un yüzü ciddi bir ifadeye büründü. Gözlerindeki hafif alay kaybolmuştu.
Arthur : Gardiyanlara sana zarar vermemeleri için emir verebilirim,
ama onları engelleyemem.
Bu cümle havada asılı kaldı.
Mum alevleri sanki bir anlığına daha az titredi.
Hava daha ağırlaştı.
Jack : Onlar?
Arthur'un bakışı keskinleşti. Bir anlığına Jack'e gerçekten bir mahkûm gibi baktı.
Arthur : Gardiyanlardan sonra en güçlü ittifak. Ve gardiyanlar kadar sorumluluk taşıyan bir yapı.
Jack'in omurgasından soğuk bir his geçti.
Jack (aklında): Gardiyanlardan sonra mı? Böyle bir şeyden hiç bahsedilmemişti…
Arthur ağır ağır konuştu.
Arthur : Dünyadaki ikinci en güçlü kişiyi barındıran ittifak…
Üstün Dedektifler.
İsim, taş duvarlarda yankılandı.
Sanki hapishane bile o ismi tanıyormuş gibi.
Jack'in boğazı kurudu.
Jack (aklında): Gardiyanlardan sonra ikinci güç… demek ki Arthur bile onların üstünde değil.
Jack : Görevleri ne?
Arthur başını hafifçe yana eğdi. Düşündü.
Arthur : Biz yaratıkları yok ederiz. İnsanları koruruz. Düzeni sağlarız.
Ama onlar… düzenin arkasındaki karanlık kısmı kontrol eder.
Jack dikkatle dinliyordu.
Arthur :
Yaratık avlarlar.
Yasaklı bölgeleri kapatırlar.
Teknik kullanıcılarının işlediği suçları soruştururlar.
Gerekirse yakalar… gerekirse ortadan kaldırırlar
.
Kısa bir duraksama.
Arthur : Ve en önemlisi…
İdam kararı kaldırılmış kişileri tekrar değerlendirirler.
Jack'in kalbi hızlandı.
Arthur : Eğer uygun görürlerse… karar yeniden yürürlüğe girer.
Jack bir anlık sessizliğe gömüldü.
Jack (aklında): Yani Arthur beni kurtardı ama o ittifak isterse… beni öldürür.
Arthur son darbeyi vurur gibi konuştu.
Arthur : Özellikle içlerinde… dünyanın ilk on teknik kullanıcısından beşi var.
Jack artık durumun ciddiyetini tamamen kavramıştı.
Arthur güçlüydü.
Ama o ittifak onun emrinde değildi.
Ve eğer karar verirlerse…
Jack'in gözleri hafif karardı ama ardından sertleşti.
Jack (aklında): Eğer gelirlerse… şu an ölürüm. Ama gelmeden önce güçlenirsem?
O zaman ya beni idam edemezler… ya da savaşırım.
O düşünce zihninde yer etti.
Fakat o düşünce yalnız değildi.
Yer : Jack'in Bilinç Altı
Tamamen karanlık.
Bu karanlık boşluk değildi; yoğun, ağır ve neredeyse elle tutulabilir gibiydi.
Gölge yığınları üst üste binmiş, dev bir dağ oluşturmuştu. O karanlık dağın zirvesinde oturan biri vardı.
Liberty Sacred.
Bacak bacak üstüne atmıştı. Eli çenesindeydi.
Liberty : O kas yığınıyla oynamak fena değil ama… tekniklerim fazla enerji tüketiyor.
Parmaklarını hafifçe oynattı.
Karanlık yüzey dalgalandı.
Liberty : Süper teknik… enerjimin yüzde doksanını aldı. Eski bedenimde olsaydım? Yüzde biri bile değil.
Gözlerinde hafif bir rahatsızlık belirdi.
Normal şartlarda bir teknik geliştirmek zaten zordu.
Bir tekniğe yeni saldırılar eklemek?
Enerji kaybını katlardı. Ruhsal hasar bırakırdı.
Ama Liberty farklıydı.
Liberty : Ruhum parçalanmış olabilir… ama kurallar hâlâ bana çalışıyor.
Gülümsedi.
Liberty : Yeni saldırılar geliştiririm. Enerji kaybını umursamam. Bu beden alışacak.
Bir an durdu.
Liberty : Gerçi…
Başını hafifçe eğdi.
Liberty : O çocukla kalıcı bir anlaşma yapmak daha mantıklı olabilir.
Kırmızı gözleri karanlıkta hafifçe parladı.
Liberty : Sonuçta anahtar onda…
Ben de sabırlıyım.
Ve düşünmeye devam etti.
