Cherreads

Chapter 22 - Bölüm 22

Yer : Mutlak Hapisane

Etraf neredeyse ürkütücü derecede sessizdi. Tavandan sarkan mumlar sarımsı, titrek ışıklar yayıyor; duvarlara vurdukça uzun gölgeler oluşuyordu. Nemli taş duvarlardan arada bir su damlaları kopuyor, yere düştüğünde yankılı bir tık… tık… sesi çıkarıyordu. Mum alevleri ise hafif hafif kıpırdıyor, sanki ortamda görünmeyen bir nefes dolaşıyormuş gibi titreşiyordu. Demir parmaklıklar paslıydı; bazı yerlerinde eski kan lekeleri, bazı yerlerinde ise zincir sürtünmesinden oluşmuş çizikler vardı.

Bu ağır atmosferin ortasında sadece iki kişi vardı… biri kafesin içinde zincirlerle oturan Jack, diğeri ise karşısında dimdik duran Arthur.

Jack zincirleri hafif oynattı, metal sesi sessizliği yırtar gibi yankılandı.

Jack: Ne tür bir haber bu?

Arthur birkaç adım yaklaştı, botlarının sert sesi taş zeminde yankılandı. Yüzü ciddi ama gözlerinde hafif bir kararlılık vardı.

Arthur: Tam olarak sana ne olacağınla ilgili.

Jack gözlerini kıstı, Arthur'un yüzünü dikkatle süzdü; sanki yalan arıyormuş gibiydi.

Jack: İlk önce kendini tanıt… ondan sonra konuşalım.

Arthur'un dudakları hafif yukarı kıvrıldı.

Arthur: Öyle olsun… benim adım Arthur Violend.

Jack'in kaşları kalktı, dudaklarında kısa bir sırıtış oluştu ama alnında küçük bir ter damlası belirdi. O ismi duymayan neredeyse yoktu.

Jack: En güçlü gardiyanla konuşuyorum yani…

Arthur omuz silkti, sanki bu ünvan onun için sıradanmış gibi.

Arthur: Evet… neyse, haberleri söyleyebilir miyim artık?

Jack zincirleri hafifçe gerdi, metal halkalar birbirine sürtündü.

Jack: Tabii ki de.

Arthur boğazını temizledi; sesi hapishane duvarlarında yankılandı.

Arthur: Liberty Sacred'ın taşıyıcısı… bugünden itibaren sen benim öğrencimsin.

Jack iki kez gözlerini kapatıp açtı, sanki yanlış duymuş gibi.

Jack: Pardon ama… ne?

Arthur: Öğrencim olacaksın.

Jack başını yana eğdi, gözlerini daralttı.

Jack: Hiç tanımadığın birisini öğrencin yapmak… bir tık garip biliyorsun değil mi?

Arthur bir anda gülmeye başladı. Gülüşü duvarlara çarpıp hafif yankılandı. Gözünden küçük bir yaş süzüldü; işaret parmağıyla hemen silip tekrar Jack'e baktı.

Arthur: Merak etme… seni iyi biliyorum.

Jack'in omuzları hafif gerildi; Arthur'un sırıtışı onu tedirgin etmişti.

Arthur: Senin geleceğin parlak, Jack.

Jack: Ben dahi değilim… yani değmem.

Arthur başını eğip hafifçe güldü.

Arthur: O zaman seni değerli kılarım.

Jack şaşkındı; karşısındaki adamın kararlılığı rahatsız edici derecede güçlüydü.

Arthur bir adım daha yaklaştı, mum ışığı yüzünün yarısını aydınlatıyordu.

Arthur: Hiç merak ettin mi?

Jack: Neyi?

Arthur: Neden Liberty seninle olduğunu.

Jack bir anda dondu; Liberty'nin bilinç altında fısıldadığı sözler aklına geldi. Zincirler hafif titredi.

Arthur devam etti.

Arthur: Anahtar Taşıyıcısı olduğundan dolayı.

Jack: Ne? Ne anahtarı?

Arthur: Açıklasam iyi olur.

Jack sessizleşti, gözlerini Arthur'a kilitledi.

Arthur derin bir nefes aldı.

Arthur: 1000… belki 1100 yıl önce Liberty bu dünyaya kaos getirdi. Şehirler yıkıldı, gökyüzü bile kırmızıya döndü. Ama birkaç cesur gardiyan sayesinde o yenildi… peki gerçekten yenildi mi?

O anda hapishanenin havası değişti. Nereden geldiği belli olmayan bir rüzgâr esti; mum alevleri sağa doğru eğildi, gölgeler uzayıp büküldü.

Arthur: Liberty savaştan önce bir teori bulmuş… ve o teori sayesinde hâlâ hayatta. Senin bedeninde.

Jack'in başı ağırlaştı. Gözlerinin önünde ilüzyonlar belirdi; yıkılmış binalar, duman, çığlık atan insanlar… her şey bir anlık görüntüler halinde gelip geçti.

Arthur'un sesi kararlıydı.

Arthur: Bu teori… Ruh Aktarımı.

Arthur yavaşça anlatmaya başladı; sesi sanki bir ders anlatır gibi netti.

Arthur : Ruh Aktarımı… ruhu parçalara ayırıp bir nesneye aktarmak… ana beden ölse bile ruhun yaşamaya devam etmesi… yüz binlerce yıl sonra bile yeni bir varlıkta uyanabilmesi…

Jack'in nefesi ağırlaştı.

Jack: Ne tür şeye ruhunu aktardı?

Arthur parmağını kaldırdı ve Jack'in kalbini işaret etti.

Arthur: Sana… yani Anahtar'a. Beş Antik Nesneden biri sende.

Arthur konuşmaya devam etti.

Arthur: Diğer dördü dışarıda… Düşmüş Tanrı Çekirdeği… Tanrı Ayırıcı Katana… Düşmüş Meleğin Kitabı… Tanrı Lanetleyen Gözler… ve sende olan beşinci nesne… Kutsanmış Lanetli Anahtar.

Mum ışıkları titreşti.

Arthur: Bu beş nesne bir bedende birleşirse… dehşet verici bir güç doğar. Normal bir insan bile sıralama sıfır gardiyanlara kafa tutabilir… Arthur dışında hepsine.

Jack yutkundu.

Jack: Peki… içimde bu kadar büyük bir felaket varken niye idam edilmedim?

Arthur hiç tereddüt etmeden cevapladı.

Arthur: Ben idamı iptal ettirdim.

Sessizlik… sadece su damlalarının sesi…

Jack'in alnından ter aktı.

Jack: Yani sen olmasan…

Arthur: Evet. Şu an tamamen pişmiş bir et olurdun… muhtemelen Cennete girmek için sırada bekliyor olurdun.

Jack'in yüzünde sinir damarı belirdi.

Jack: Sanki normal şeymiş gibi söylemesen gerizekâlı alevli pantolon!?

Arthur'un yüzü bir anda değişti.

Arthur: Sen kime gerizekâlı alevli pantolon diyorsun heee!?

Sesleri hapishane koridorlarında yankılandı.

Yer : Mutlak Hapisane Girişi

Devasa kapının önünde duran bekçi başını kaldırdı; içeriden gelen bağırışları duyuyordu.

Bekçi: Sanki birisi bağırdı gibi… neyse… şu sabah hazırladığım yemeği yiyebilirim.

Bekçi omuz silkerek tekrar oturdu; içerideki yankılar mum alevleriyle birlikte titremeye devam etti.

More Chapters