Cherreads

Chapter 224 - BÖLÜM 224: KARA LİSTE: GÜLENLERİN İSİMLERİ (HESAP TUTMA)

 BÖLÜM 224: KARA LİSTE: GÜLENLERİN İSİMLERİ (HESAP TUTMA)

Rezonans Kulesi'nin gölgesinde, zaman akışkanlığını yitirmiş, Kael Vael'thra'nın üzerinde asılı duran paslı bir giyotine dönüşmüştü.

Otomasyon sisteminin metalik ve duygusuz sesi –"TINI REZONANSI: YOK. POTANSİYEL: GEÇERSİZ"– meydandaki binlerce kişinin kulaklarında yankılandıktan sonra gelen o ilk saniyelik sessizlik, bir fırtına öncesi durgunluğuydu. O an, hava o kadar yoğundu ki, Kael sırtındaki Mührün (Kızıl Hüküm) bu dışsal baskıya karşı derisinin altında titrediğini, omurgasına buzdan iğneler batırdığını hissedebiliyordu.

Ve sonra, fırtına koptu.

Kahkaha.

Bu neşeli bir ses değildi. Bu, avcının tuzağa düşmüş avına, güçlünün zayıfa, var olanın "hiç" olana duyduğu o aşağılayıcı, zehirli ve kolektif zafer çığlığıydı.

İlk taşı atan Kaen Morlis oldu.

"Sıfır!" diye haykırdı Kaen, kırmızı ipek pelerininin eteklerini savurarak. Sesi, meydanın akustiğinde bir camın kırılması gibi çınladı. "Duydunuz mu? Garnizonun efsanesi, Kuzeyin hayaleti... İçi boş bir tenekeymiş! Bir mum alevi kadar bile Tınısı yok!"

Bu işaret fişeğiyle birlikte, meydandaki yüzlerce öğrenci, soylu ve eğitmen, bu kolektif infaza katıldı. Kahkahalar bir dalga gibi Kael'in üzerine yıkıldı. Parmaklar onu işaret ediyordu. Fısıltılar, çığlığa dönüşmüştü.

"Sakat!"

"Akademiye nasıl girmiş? Sadece kaba kuvvetle mi?"

"Vael'thra hanesinin sonu. Anomali değil, hata!"

"Bir köylüden farksız."

Malik, Kael'in yanında devasa bir heykel gibi dikiliyordu. Ellerini yumruk yapmıştı; eklemleri bembeyazdı. Yerkıran 'ın (Savaş Çekici) sapını o kadar sıkıyordu ki, metalin inlediği duyulabiliyordu. Malik'in derisi hafifçe grileşmeye, Kudret (Aura) akışıyla sertleşmeye başlamıştı.

"İndireyim mi Kaptan?" diye hırıldadı Malik. Sesi, yaklaşan bir depremin uğultusu gibiydi. "Şu kırmızı pelerinli züppenin çenesini tek vuruşta dağıtabilirim. O zaman gülemez."

Kael, elini yavaşça kaldırdı ve Malik'in zırhlı göğsüne koydu.

"Hayır," dedi Kael. Sesi o kadar sakindi ki, Malik bir an için Kael'in duyma yetisini kaybettiğini sandı.

Kael podyumdan inmedi. Başını eğmedi. Utançtan kızarmadı. Gözlerini kaçırmadı. Tam aksine, çenesini yukarı kaldırdı ve o çift renkli gözlerini –biri donuk okyanus mavisi, diğeri dikey bir yarık halindeki sönük altın– kalabalığın üzerinde gezdirmeye başladı.

Bu, bir mağdurun bakışı değildi. Bu, bir kasabın, kesime gidecek hayvanları seçerken takındığı o soğuk, analitik ve duygusuz bakıştı.

Kael'in zihninde, Halid İbn Valyr'in o acımasız eğitimlerinde kazandığı "Analiz Refleksi" devreye girmişti. Ama bu sefer bir kılıç hamlesini veya kas hareketini okumuyordu. Bu sefer, yüzleri okuyordu.

Zihninin karanlık odasında, hayali bir defterin kapağını açtı. Kapağında isim yoktu, sadece kan rengi bir leke vardı.

KARA LİSTE

Gözleri, en ön sırada, soylular locasının hemen altında duran Kaen Morlis'e kilitlendi. Kaen, yanındaki kızlara dönmüş, Kael'i işaret ederek taklidini yapıyordu.

Hedef 1: Kaen Morlis. Suç: Gürültü kirliliği ve liderlik taslama. Zayıflık: Kibir. Savunması açık. Gücünü (Ateş) gösteriş için kullanıyor. Çenesi ve egosu kırılacak.

Kael'in bakışları kaydı. Locada, Rektör Rovan'ın hemen arkasında duran, gümüş cübbeli, uzun boylu bir eğitmeni taradı. Adam, Kael'e tiksintiyle bakıyor, yanındaki meslektaşına "Bu tür atıkların buraya alınması zaman kaybı," diyordu.

Hedef 2: Eğitmen Ardelion Veras. Suç: Önyargı ve yetkiyi kötüye kullanma. Not: Kudret (Aura) sınıfı eğitmeni. Fiziksel güce tapıyor. Kendi silahıyla vurulacak.

Gözleri kalabalığın içinde daha narin bir hedefe, platin sarısı saçları ve tertemiz beyaz üniformasıyla duran kıza kaydı. Selene Ards. Kız gülmüyordu. Ama yüzünde, Kael'in midesini kahkahadan daha çok bulandıran bir ifade vardı: Acıma. Kael'e bakarken dudaklarını bükmüş, "Zavallı şey," der gibi bakıyordu.

Hedef 3: Selene Ards. Suç: Merhamet süsü verilmiş kibir. Not: Acıması, zayıflığından geliyor. Gerçek güçle tanıştırılacak.

Kael listeyi uzattı. Gülen her yüzü, işaret eden her parmağı, aşağılayan her bakışı zihnine kazıdı. Bu hafıza, Kan Hafızası kadar kalıcıydı. Unutmayacaktı. Affetmeyecekti. Bu kahkahalar, şu an onun kulaklarını tırmalayan bu sesler, gelecekteki sessizliğin yakıtı olacaktı.

"Gülün," diye fısıldadı Kael, dudakları neredeyse kıpırdamadan. "Sesiniz ne kadar yüksek çıkarsa, düştüğünüzde o kadar çok canınız yanacak. Ben bir bardak değilim. Ben boş değilim. Ben sadece... sizin algılayamayacağınız kadar derinim."

Sırtındaki Kızıl Hüküm Mührü, bu yoğun duygu durumuna –bu soğuk öfkeye– tepki vererek omurgasının üzerinde ısındı. Mühür, Kael'in iradesini tanıyor ve ona itaat ediyordu. Kael istese, şu an mührü milimetrik bir seviyede gevşetip, o "Boş" dedikleri okyanusun sadece bir damlasını serbest bırakarak bu meydanı bir mezarlığa çevirebilirdi. O Tını (Mana) dalgası, Kaen'in ciğerlerini patlatabilir, Ardelion'un kemiklerini toz edebilirdi.

Ama yapmadı.

Çünkü annesi Elyra Vael'thra, tam karşısında, Rün Kulesi locasında oturuyordu.

Elyra'nın yüzü mermerden yontulmuş bir maske gibiydi. Oğlunun "Sıfır" alması karşısında ne şaşırmış ne de üzülmüştü. Sadece dikkatle izliyordu. Kael, annesiyle göz göze geldi.

Elyra'nın gözlerindeki mesaj netti: Tut. Bırak zayıf sansınlar. Bırak gülsünler. Bir silah, kınından çıkana kadar sadece bir metal parçasıdır. Kınında kal Kael.

Kael, derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan hava, meydanın tozu ve insanların nefretini taşıyordu.

Elini küreden çekti.

Cam küre, Kael'in teması kesilince tamamen matlaştı ve sıradan bir taş parçasına dönüştü.

"İn oradan Ucube!" diye bağırdı birisi arka sıralardan.

Kael, Malik'e döndü. "Yürüyoruz Malik."

Malik, devasa cüssesiyle Kael'in önüne geçip bir kalkan olmak istedi ama Kael onu durdurdu. "Arkamda değil Malik. Yanımda yürü. Başın dik olsun. Biz kaybetmedik. Sadece... oyunlarını oynamayı reddettik."

Kael, podyumun merdivenlerinden indi. Her basamakta botlarının çıkardığı tok ses, kahkahaların arasında kayboluyordu ama Kael o ritmi duyabiliyordu. Bu, bir cenaze marşı değil, bir savaş davuluydu.

Kalabalığın arasına girdiklerinde, öğrenciler bir vebalıdan kaçar gibi ikiye ayrıldı. Kimse onlara dokunmak istemiyordu. "Manasızlık", Aeyrdrasil evreninde bir hastalıktan, bir lanetten daha kötüydü. Bu, ruhsuzluk demekti. Bu, eksiklik demekti.

Kaen Morlis, Kael yanından geçerken yolunu kesme cesaretini gösterdi. Yanındaki yancıları kıkırdayarak Kael'in etrafını sarmaya çalıştı.

"Hey, Sıfır," dedi Kaen, elindeki asayı Kael'in göğsüne dürterek. Asanın ucu sıcaktı. "Nereye böyle? Çöp toplama saati mi geldi? Belki bahçıvanın yanında iş bulursun. Büyü gerektirmez, sadece kürek sallarsın."

Malik hırladı. Kudret (Aura) basıncı etrafındaki havayı titreştirdi.

Ama Kael durdu. Kaen'in göğsüne dayadığı asaya baktı. Sonra yavaşça başını kaldırıp Kaen'in gözlerinin içine baktı.

O an, Kaen'in gülümsemesi dondu.

Çünkü Kael'in gözlerinde utanç yoktu. Korku yoktu. O gözlerde, Fırtına Tepesi'nin zirvesindeki o "Ölü Bölge"nin soğukluğu, Kozmik Bariyer 'in ötesindeki o tekinsiz boşluk vardı.

Kael, elini yavaşça kaldırdı ve asanın ucunu iki parmağıyla tuttu.

Kaen, asasını geri çekmek istedi ama yapamadı. Kael'in parmakları, bir hidrolik pres gibi kapanmıştı. Kael büyü kullanmıyordu. Sadece Kudret 'i, fiziksel gücünü parmak uçlarına odaklamıştı.

"Dikkat et Kaen," dedi Kael. Sesi fısıltı gibiydi ama Kaen'in omurgasından aşağı bir ürperti inmesine yetti. "Çok parlıyorsun. Ve karanlıkta... ilk vurulanlar hep parlayanlar olur."

Kael, parmaklarını hafifçe sıktı.

ÇIT.

Kaen'in o çok övündüğü, gümüş işlemeli, aile yadigarı asasının ahşap gövdesi, Kael'in parmakları arasında bir kürdan gibi çatladı. İnce bir yarık açıldı.

Kaen nefesini tuttu. "Sen..."

Kael asayı bıraktı. "Yolumdan çekil."

Bu bir rica değildi. Bu, bir doğa olayının, bir heyelanın uyarısıydı.

Kaen, istemsizce bir adım geri çekildi. Yancıları da onu takip etti. Açılan yoldan, Kael ve Malik yürüyüp geçtiler.

Arkadaki kahkahalar kesilmişti. Yerini fısıldaşmalara ve huzursuz bir mırıldanmaya bırakmıştı. Kimse ne olduğunu tam anlayamamıştı. "Sıfır Manalı" bir çocuk, Ateş Büyücüsü'nün asasını nasıl çatlatabilirdi?

"Gördün mü Kaptan?" dedi Malik, kalabalıktan uzaklaşıp Akademi binasının gölgesine girdiklerinde. "Korktu. Gözlerindeki korkuyu gördüm."

"Korku değil Malik," dedi Kael, ellerini ceplerine sokarak. Parmak uçları hala karıncalanıyordu. Mührü zorlamamıştı ama iradesi taşıyordu. "Bilinmezlik. İnsanlar anlamadıkları şeyden korkarlar. Onlar için ben bir boşluğum. Ve boşluk... her zaman korkutucudur."

Kael, ana binanın girişindeki devasa duyuru panosuna baktı. Listeler asılıyordu. Sınıflar belirleniyordu.

Kael Vael'thra ismi, "Elitler" veya "Elementalistler" listesinde yoktu.

İsmi, en alttaki, kağıdın buruşuk köşesindeki o utanç verici listedeydi:

"Kudret Sınıfı," diye okudu Malik. "Yani... 'Et Pazarı'. Büyü yapamayanların, sadece kalkan ve kılıç taşıyanların atıldığı yer."

Kael gülümsedi. Bu, samimi, vahşi bir gülümsemeydi.

"Mükemmel," dedi. "Tam da istediğim yer. Büyücülerin arasına karışıp numara yapmama gerek kalmayacak. Orada... orada sadece demir konuşur Malik. Ve demirin dili, benim ana dilimdir."

Kael, binanın karanlık koridorlarına doğru yürüdü. Arkasında güneşli meydanı, soylu çocukları ve onların sahte ışıklarını bıraktı. O gölgelere aitti.

Ve gölgeler, henüz dişlerini göstermemişti.

More Chapters