🗝️ BÖLÜM 222: ANTİK LABORATUVAR: "ÇAMURDAN TANRILAR"
Amalgam'ın eriyen cesedinden yükselen asidik dumanlar, Oyuk Temeller'in (Hollow Foundations) zaten ağır olan havasını nefes alınamaz bir hale getirmişti. Kael Vael'thra, elindeki Siyah Diş'i yaratığın nispeten temiz kalmış bir deri parçasına silerken, gözlerini salonun diğer ucundaki o karanlık, devasa kapıdan ayırmıyordu.
Malik, devasa kalkanı Yerkıran'ı sırtına asarken metalik bir gürültü çıkardı. Zırhındaki ezikler ve yanık izleri, az önceki mücadelenin şiddetini haykırıyordu ama duruşu her zamanki gibi sarsılmazdı. "Kaptan," dedi Malik, nefes nefese. "Sınavın bitmesine dakikalar kaldı. Kristali aldık. Yukarı çıkmamız gerekmez mi? Puanı teslim etmeliyiz."
Ferran Lyth, gölgelerin içinden çıkarak Malik'in yanına geldi. Suikastçının gri gözleri, Kael'in elindeki mavi parıltılı Alfa Kristali'ne değil, Kael'in yüzündeki o tekinsiz ifadeye kilitlenmişti. "Dev haklı Vael'thra," dedi Ferran. Sesi, kılıcın kınına sürtünmesi gibi pürüzlüydü. "O kapının arkasında ne olduğunu bilmiyorum ama buradaki koku... Buradaki koku, ölümden daha kötü. Eski bir şey var. Unutulmuş bir şey."
Kael, kristali belindeki keseye koydu ve kesenin ağzını sıkıca bağladı. Mavi ışık kaybolunca salon tekrar o boğucu yarı karanlığa gömüldü. "Puanlar umurumda değil," dedi Kael. Sesi, yer altı tünellerinde yankılanan damla sesleri kadar soğuk ve ritmikti. "Bu yaratık buraya rastgele düşmedi. O kapının üzerindeki işaretleri görmüyor musunuz?"
Kael, kapıya doğru yürüdü. Kapı, Solgard'ın modern mimarisine hiç benzemeyen, tek parça siyah bazalttan yontulmuştu. Yüzeyi, zamanın ve rutubetin etkisiyle yosun tutmuştu ama ortasındaki kabartma hala belirgindi: **Kendi kuyruğunu yutan bir yılan, ancak yılanın midesinde bir insan cenini vardı.**Engerek'in sembolünün arkaik, çok daha vahşi bir versiyonu.
"Bu bir sınav sahası değil," dedi Kael, eldivenli elini soğuk taşa koyarak. Analiz Refleksi, taşın üzerindeki mikroskobik titreşimleri ve enerji kalıntılarını tarıyordu. "Bu bir 'Fırlatma Rampası'. Yukarıdaki sınav, sadece bir dikkat dağıtmaydı. Asıl operasyon burada dönmüş. Yıllar önce."
Kael, Malik'e döndü. "Aç şunu."
Malik tereddüt etti ama Kael'in gözlerindeki o altın yarığın (Ejderha İrisi) parıltısını görünce itiraz etmedi. Kalkanını yere bıraktı, devasa elleriyle kapının iki kanadını kavradı. "Hazır olun," dedi Malik. Kudret (Aura), Malik'in sırt kaslarında gri bir nehir gibi aktı. "Demir Deri" aktifleşti. Malik kükredi ve var gücüyle asıldı. *GRRRRAAAAARRÇÇÇ!*Yüzyıllardır kilitli olan taş menteşeler, acı bir çığlık atarak protesto etti. Toz ve toprak döküldü. Kapı, yavaşça, santim santim aralandı.
İçeriden dışarıya bir rüzgar değil, bir "Basınç" boşaldı. Bu basınç, fiziksel bir hava akımı değildi. Bu, hapsedilmiş, çürümüş ve yoğunlaşmış Kirli Tını'nın (Corrupted Mana) serbest kalışıydı. Kael'in sırtındaki Mühür, bu dalgayı hissettiğinde omurgasına kızgın bir çivi çakılmış gibi sızladı. Ferran sendeledi, midesini tuttu.
Kapı tamamen açıldığında, meşaleye ihtiyaçları kalmadı. Çünkü içerisi, duvarlara monte edilmiş tüplerin içindeki fosforlu yeşil sıvılarla aydınlanıyordu.
Burası bir salon değildi. Burası, bir mezbaha ile bir kütüphanenin hastalıklı birleşimiydi. Prototip Laboratuvarı .
Tavanı görünmeyecek kadar yüksek olan bu devasa odada, yüzlerce cam silindir (Kuluçka Tüpü) sıralanmıştı. Çoğu kırılmış, içindeki sıvılar yere dökülüp kurumuştu. Ancak bazılarının içinde... hala "şeyler" vardı. Yarı insan, yarı canavar iskeletleri. Bazılarının kolları yerine metal pistonlar takılmıştı. Bazılarının kafatasları büyütülmüş, içine rün taşları yerleştirilmişti.
Ferran, bir tüpün önünde durdu. İçinde, insan boyutunda ama derisi tamamen şeffaf, iç organları görünen bir varlık süzülüyordu. Varlığın kalbi yoktu; kalbinin yerinde, az önce Kael'in Amalgam'dan söktüğü kristale benzer sönük bir taş vardı. "Tanrılar..." diye fısıldadı Ferran. Maskesinin altındaki yüzü bembeyaz kesilmişti. "Bunlar... Bunlar insan mıydı?"
"Artık değiller," dedi Kael, odanın merkezindeki devasa çalışma masasına doğru ilerlerken. Adımları, yerdeki cam kırıklarını eziyordu. "Bunlar 'Kap'. Boşaltılmış, temizlenmiş ve içine başka şeyler doldurulmuş kaplar."
Kael, çalışma masasına ulaştı. Masa, bir cerrahın tezgahı gibiydi; paslı neşterler, kemik testereleri ve rün oyma kalemleri... Ve ortada, deri kaplı, kalın bir defter. Defterin kapağında isim yoktu. Sadece bir tarih ve bir kod vardı: PROJE: TINI-ET ENTEGRASYONU / DENEY SERİSİ 4.
Kael, defteri açtı. Sayfalar sararmış, mürekkepler yer yer dağılmıştı. Ancak çizimler netti. Sayfalarda, insan anatomisinin nasıl parçalanacağı, sinir sisteminin (Ruh Kanalları) nasıl metalik iletkenlerle değiştirileceği ve en önemlisi... bedenin bir "Baraj" gibi nasıl kullanılacağı anlatılıyordu.
Bir sayfada durdu. Çizim, sırtında karmaşık mühürler olan bir çocuğun anatomisini gösteriyordu. Mühürler, Kael'in sırtındakilere benziyordu ama daha ilkel, daha kaba ve daha vahşiydi. Resmin altındaki not, Kael'in kanını dondurdu: "Denek 4 başarısız. Biyolojik yapı, Tını basıncını kaldıramadı. Damarlar patladı. Not: Safkan bir taşıyıcıya ihtiyaç var. Yapay olanlar yetersiz. Drasyl soyundan bir parça... veya Aerya'nın kanından bir damla."
Kael, kitabı sertçe kapattı. Tozlar havaya kalktı. "Burası..." dedi Kael, sesi titremeden ama içinde bir volkan kaynayarak. "Burası Engerek'in ilk mutfağı. Beni... ve benim gibileri yaratmaya çalıştığı yer."
Malik, Kael'in omzuna elini koydu. "Kaptan? İyi misin?" "İyiyim," dedi Kael. "Çünkü o başarısız oldu. Buradaki her şey çöp. Ama o, cevabı bulduğunu sanıyor." Kael, kendi göğsüne vurdu. "Cevabın ben olduğumu sanıyor."
Tam o sırada, yukarıdan, kilometrelerce yüksekten gelen boğuk bir patlama sesi duyuldu. *GÜÜÜMMMM!*Tavan titredi. Tozlar döküldü. Ferran başını kaldırdı. "Bu... Sınav Bitiş Sinyali. Gökyüzünde fişek patlattılar. Kapılar açılıyor."
"Bizim için değil," dedi Kael, masadaki bir haritayı alıp cebine atarken. "Giriş kapısı kapandı Ferran. O ızgara, biz aşağı indikten sonra kilitlendi. Engerek veya onun adamları, bizim yukarı çıkmamızı istemiyor. Bizi buraya gömmek istediler."
"Ne?" Ferran panikle geriye, geldikleri kapıya baktı. "O zaman nasıl çıkacağız?" Kael, masanın arkasındaki karanlık koridoru işaret etti. Haritada, bu koridorun şehrin kanalizasyon sistemine değil, daha derine, Eski Madenler (Old Mines) bölgesine ve oradan da Kuzey Ormanı'nın (Gri Vadi'nin dışı) eteklerine çıktığı görülüyordu.
"İleriye giderek," dedi Kael. "Bu tünel, bizi Akademi'nin altından çıkaracak. Ama yol uzun. Ve muhtemelen bu laboratuvarın 'güvenlik sistemi' hala aktiftir."
Birden, laboratuvarın derinliklerinden metalik bir gıcırtı ve ardından ritmik, ağır adım sesleri gelmeye başladı. *KLANK... KLANK... KLANK...*Bu ses, Amalgam'ın ıslak sürünme sesi değildi. Bu, zırhlı, organize ve metalik bir şeyin sesiydi. "Muhafızlar," dedi Kael, Siyah Diş'in kabzasını sıkarak. "Prototip değil. Tamamlanmış olanlar."
Malik, Yerkıran'ı kaldırdı. Yüzünde korku yoktu, sadece yorgun bir sırıtış vardı. "Sınav bitti sanıyordum," dedi Malik. "Sınav bitti," dedi Kael, gölgelerin içinden gelen kırmızı göz ışıklarına bakarak. "Savaş başladı."
