Cherreads

Chapter 221 - BÖLÜM 221: ET, METAL VE GÖLGE: "ÇÜRÜMÜŞ KORO"

 BÖLÜM 221: ET, METAL VE GÖLGE: "ÇÜRÜMÜŞ KORO"

Karanlığın içinden gelen o ıslak, yapışkan hırıltı, artık bir sesten öteye geçmiş, fiziksel bir basınca dönüşmüştü.

Kael Vael'thra, Siyah Diş'in kabzasını sıkarken, parmak uçlarındaki nasırların metale sürtünmesini hissetti. Sırtındaki Kızıl Hüküm Mührü, ortamdaki Kirli Tını (Corrupted Mana) yoğunluğundan dolayı omurgasına buzdan iğneler batırıyormuş gibi sızlıyordu. Ancak bu acı, onu yavaşlatmıyor; aksine zihnini jilet gibi keskinleştiriyordu.

Karşılarında duran şey, doğanın bir hatası değildi. Bir mühendislik projesiydi.

Amalgam (The Amalgam).

Yaratık, loş ışığa çıktığında grotesk detayları daha net görünür hale geldi. Yaklaşık üç metre yüksekliğinde, şekilsiz bir et yığınıydı. Ancak dikkatli bakıldığında, bu yığının aslında birbirine kaynamış, erimiş ve yanlış birleştirilmiş insan uzuvlarından oluştuğu anlaşılıyordu. Yaratığın "gövdesi" diyebileceğimiz merkezinde, acı içinde donmuş birden fazla yüz vardı. Bazıları çığlık atıyor, bazıları ise sessizce ağlıyordu. Yaratığın derisi yoktu; ıslak, kırmızı kas lifleri ve bunların arasından sızan morumsu, asidik bir sıvı (Aether-Pus) ile kaplıydı.

Ferran Lyth, gölgelerin içinden bir adım geriledi. Suikastçının o soğuk, profesyonel maskesi, iğrenme ve dehşetle çatlamıştı. "Bu... Bu şey canlı mı?" diye sordu Ferran, hançerlerini savunma pozisyonuna getirirken. "Canlı değil," dedi Kael, gözlerini yaratığın merkezindeki o titreşen mor damara dikerek. "Sadece ölmeyi unutmuş. Ya da izin verilmemiş."

Yaratığın sağ tarafında, bir kol yerine devasa, paslı bir Kanalizasyon Borusu etin içine gömülmüş, bir topuz gibi duruyordu. Sol tarafında ise, kemiklerin uzayarak oluşturduğu, tırpanı andıran kireçlenmiş pençeler vardı.

"Geliyor!" diye kükredi Malik.

Amalgam, hantal görüntüsüne tezat bir patlayıcılıkla, bir heyelan gibi üzerlerine aktı. Yere her bastığında (ya da süründüğünde), taş zemin asit ve ağırlık altında tıslıyordu.

Malik, Yerkıran'ı (Kalkanı) önüne aldı ve sol bacağını geriye atarak Demir Kök (Iron Root) duruşuna geçti. Karnındaki Aura Çekirdeğini ateşledi; gri bir enerji dalgası, derisinin altından geçerek kaslarını çelik halatlara dönüştürdü.

GÜMMM!

Yaratığın metal borudan oluşan kolu, Malik'in kalkanına çarptı. Ses, bir demirci atölyesinde patlayan kazanı andırıyordu. Şok dalgası, yerdeki asırlık tozları havaya kaldırdı. Malik, yarım metre geriye sürüklendi, botlarının tabanı taş zemini kazıdı ama yıkılmadı. "Ağır!" diye bağırdı Malik, dişlerini sıkarak. "Kaptan! Bu şey bir bina kadar ağır!"

Amalgam, kalkanın üzerinden akarak Malik'i yutmaya, o yapışkan et kütlesinin içine çekmeye çalıştı. Üzerindeki çoklu ağızlar aynı anda tısladı.

"Ferran! Kanatlar!" diye emretti Kael.

Ferran Lyth, tereddüt etmedi. Bir gölge gibi akarak yaratığın sol tarafına geçti. **Gölge Adımı (Shadow Step).**Ferran'ın hareketi, gözle takip edilemeyecek kadar hızlıydı. Hançerleri (Kris), yaratığın yan tarafındaki açıkta duran kas liflerine saplandı. *ŞLAK-ŞLAK.*Ferran, bir cerrah hassasiyetiyle kesti. Ancak beklediği etki olmadı. Yaratıktan kan akmadı. Kesilen et, yapışkan bir zift gibi uzadı ve saniyeler içinde tekrar birleşti. Ferran şaşkınlıkla geri çekilmek isterken, yaratığın gövdesinden fırlayan, kemikten bir kamçı Ferran'a savruldu.

Ferran son anda eğildi, kamçı saçlarını sıyırıp duvarda derin bir yarık açtı. "Kesilmiyor!" diye bağırdı Ferran, güvenli bir mesafeye (sütun arkasına) çekilerek. "Eti sıvı gibi! Hasar almıyor!"

Kael, savaşın kaosunun ortasında, hareketsiz duruyordu. Sağ elindeki Siyah Diş ve sol elindeki Gölge Diş, yanlarında asılıydı. O, saldırmıyordu. O, Okuyordu.

Analiz Refleksi: Biyolojik Harita.

Kael'in zihni, yaratığın hareket şemasını ve enerji akışını bir ızgara gibi taradı. Kas yapısı: Düzensiz. Merkezi sinir sistemi yok. Dağınık. Rejenerasyon: Yüksek. Fiziksel kesikler anlamsız. Enerji Kaynağı: ...Orada.

Kael, yaratığın göğüs kafesinin olması gereken yerde, et yığınlarının derinliklerinde, soluk ama istikrarlı bir mavi ışık gördü. Bu ışık, yaratığın kendi biyolüminesansı değildi. Bu, saf, işlenmiş bir Mana Kristalinin ışığıydı. Akademi'nin aradığı o 500 puanlık kristal... Yaratığın içine gömülmüştü. Onu hayatta tutan pil, sınavın ödülüydü.

"Hedef içeride," dedi Kael, kendi kendine. Sonra sesini yükseltti. "Malik! Yere çivile! Ferran! Dikkatini dağıt! Gözlerine oyna... ya da göz sandığı şeylere!"

"Anlaşıldı!" dedi Malik. Malik, savunmadan saldırıya geçti. Kalkanıyla yaratığı itmek yerine, kalkanın kenarını (rim) kullanarak yaratığın "bacağına" (et kütlesinin yere değen kısmına) sert bir darbe indirdi. *KÜT.*Yaratık dengesini kaybedip yana yattı.

Ferran, sütunun arkasından fırladı. Bu sefer kesmek için değil, kör etmek için. Elindeki hançerleri değil, kemerinden çıkardığı siyah duman kapsüllerini yaratığın "yüzlerine" fırlattı. *POF.*Yaratığın üst kısmı koyu bir dumanla kaplandı. Yaratık, görüşü (veya ısı algısı) bozulunca paniğe kapıldı, rastgele etrafa metal boruyu savurmaya başladı.

Kael için an gelmişti. Kael, Kudretini bacaklarına değil, omurgasına ve kollarına odakladı. Vücudunu bir yay gibi gerdi. İkiz Diş Stili: Delici Burgu (Piercing Drill).

Kael koşmadı. Kaydı. Yaratığın savurduğu borunun altından, zemine neredeyse paralel bir açıyla geçti. Borunun rüzgarı saçlarını savurdu. Yaratığın göğüs bölgesine, o mavi ışığın parladığı noktaya ulaştığında, Kael zıplamadı. Sadece Siyah Diş'i yukarı, etin içine doğru, bir mızrak gibi sapladı.

VÇÇÇIK!

Kılıç, yumuşak, çürümüş eti tereyağı gibi delip geçti. Ancak Kael durmadı. Kılıcı içeride çevirdi ve bir "kilit" aradı. Metalin sert bir şeye, bir kristale çarptığını hissettiğinde ( ÇIN ), Kael durdu. Kristali kırmamalıydı. Çıkarmalıydı. Ama yaratık, içine giren bu yabancı cismi fark etti. Amalgam, tüm vücuduyla titredi. Üzerindeki o çoklu yüzler, aynı anda, kulakları sağır eden, tiz bir çığlık attı. IIIIIIIEEEAAAAHHHH!

Yaratığın göğsündeki etler, Kael'in kolunu ve kılıcını yutmak için kasıldı. Asidik sıvı, Kael'in zırhının üzerine damlamaya, metali tıslatarak yakmaya başladı. Kael, kolunun sıkıştığını hissetti. Yaratık onu içine çekiyordu. Yutmaya çalışıyordu.

"Kaptan!" Malik, kalkanıyla yaratığın yan tarafına vurarak Kael'i kurtarmaya çalıştı ama yaratık Malik'i bir sinek gibi savurdu. Malik, arkadaki duvara (GÜM) çarparak yere yığıldı.

Ferran, Kael'in sıkıştığını gördü. "Bırak kılıcı aptal! Kolunu koparacak!" "Hayır," dedi Kael, dişlerini sıkarak. Yüzüne damlayan asit, yanağında ince bir duman çıkarıyordu ama Kael acıyı zihninin bir köşesine itti. "Kristal... burada."

Kael, sol elindeki Gölge Diş'i bıraktı. Boşta kalan sol elini, yaratığın etinin içine, Siyah Diş'in açtığı yaranın yanına daldırdı. Eldiveni erimeye başladı. Ama parmakları, o soğuk, sert ve titreşen nesneye değdi. Alfa Kristali.

Kael, son Kudret rezervini, fiziksel gücünü parmaklarına verdi. "Çık dışarı!" Kael, kristali ve kılıcını aynı anda, var gücüyle çekti. Islak, vakumlu bir kopma sesi duyuldu. ŞLOOP.

Kael, elinde parlayan mavi bir taşla geriye doğru savruldu. Yere düştüğünde, elindeki kristal, karanlık salonu okyanus mavisi bir ışıkla aydınlattı.

Amalgam, "kalbi" söküldüğü an dondu. Havada asılı kalan metal kolu düştü. Üzerindeki yüzlerin ifadeleri gevşedi. Yaratığın formu bozulmaya, erimeye başladı. Sanki onu bir arada tutan çekim kuvveti yok olmuştu. Et yığını, olduğu yere, cansız ve hareketsiz bir bulamaç olarak çöktü.

Sessizlik, çığlıktan daha ağır bir şekilde geri geldi. Sadece Kael'in hızlı nefes alışverişi ve Malik'in inleyerek doğrulmaya çalışması duyuluyordu.

Kael, elindeki kristale baktı. 500 Puan. Ama bedeli... Kael zırhına baktı. Göğüs plakası erimiş, alttaki deri tuniği yanmıştı. Sağ kolundaki kaslar, zorlanmadan dolayı titriyordu.

Ferran Lyth, gölgelerin içinden çıkarak Kael'in yanına, güvenli bir mesafede durdu. Gözleri kristale değil, Kael'in yüzüne kilitlenmişti. "Delisin," dedi Ferran. Sesi hayret doluydu. "Kolunu verecektin." "Kolum iyileşir," dedi Kael, kristali bir bez parçasına sarıp çantasına atarken. "Ama fırsat geri gelmez."

Malik, duvardan destek alarak ayağa kalktı. Yüzünde bir sıyrık vardı ama sırıtıyordu. "Güzel avdı Kaptan. Biraz... yapışkandı ama güzeldi."

Kael ayağa kalktı. Siyah Diş'i, yaratığın üzerindeki nispeten temiz bir kumaş parçasına silerek temizledi. "Bitmedi," dedi Kael. Gözlerini salonun diğer ucuna, karanlığın daha da derinleştiği, antik bir kapının olduğu yere çevirdi. "Bu yaratık... bir bekçiydi. Asıl soru şu: Neyi bekliyordu?"

Ferran, hançerlerini kınına soktu. "Kristali aldın. Sınav bitti sayılmaz mı? Yukarı çıkıp puanı teslim edebiliriz." "Sınav bitti," dedi Kael. "Ama görev yeni başlıyor. Bu yaratık, Engerek'in bir mesajı. Ve ben mektubun tamamını okumadan gitmiyorum."

Kael, yıkık kapıya doğru yürüdü. Malik, tereddütsüz peşinden gitti. Ferran bir an duraksadı. Yukarı çıkmak, güvenli alana dönmek mantıklı olan seçenekti. Ama bu ikilinin yaydığı o tuhaf çekim... Ferran içini çekti ve gölgelere karışarak onları takip etti.

More Chapters