Okul yolu, Aşiyan ve Alex için her geçen gün biraz daha eğlenceli bir hâle geliyordu.
Alex annesinin elini tutmuş, bir yandan konuşuyor bir yandan da etrafı meraklı gözlerle izliyordu. Okulun bahçesine girdiklerinde kalabalık velilerin ve öğrencilerin dikkati bir anda onlara çevrildi.
İki figür, bahçedeki hareketliliğin ortasında adeta bütün dikkatleri üzerlerine toplamıştı.
Aşiyan buna aldırmadan Alex'in elini tuttu.
"Haydi yakışıklım, sınıfına geçelim."
Anne oğul okul koridoruna girdiler.
Tam sınıflarına doğru ilerlerken Aşiyan'ın dikkati biraz ileride duran uzun boylu, kalıplı, esmer bir adama takıldı. Adam, karşısındaki küçük çocuğa sert bir ses tonuyla komutlar veriyor, çocuğa sürekli talimatlar yağdırıyordu.
Aşiyan çocuğa dikkatlice baktı.
Bir anda zihninde bir görüntü belirdi.
Bir anı…
Çocuğun annesiyle Aşiyan'ın geçmişte yaşadığı tartışma...
Alex yüzünden yaşanan bir kavga...
Aşiyan'ın içinde bir anda öfke yükseldi.
Hiç düşünmeden hızlı adımlarla adama doğru yürüdü.
Şap!
Adamın ensesine attığı tokat koridorda yankılandı.
Bir anda herkes sustu.
Adam donup kalmıştı.
Yakındaki korumalar bile ne olduğunu anlayamamıştı.
Adam gözlerini şaşkınlıkla kırpıştırdı.
Böyle bir şeyi hayatında ilk kez yaşıyor gibiydi.
Aşiyan ise hiç geri adım atmadı.
"Eğer ağzından güzel sözler çıkmayacaksa ağzını açma."
Koridordaki herkes nefesini tutmuştu.
Aşiyan sonra çocuğun önünde diz çöktü. Onun göz hizasına geldi.
"Eğer insanların sana saygı duymasını istiyorsan, sen de insanlara saygı göstermek zorundasın. Bunu yapamıyorsan çocuklardan uzak dur."
Bir an durdu.
"Özellikle de Alex'ten."
Çocuk ne yapacağını bilemedi.
Başını eğdi.
Sonra yeniden Aşiyan'a baktı.
Gözlerinde garip bir duygu vardı.
Biraz korku…
Biraz güven…
Ve belki de ilk kez kendisini koruyan bir yetişkine duyduğu şaşkınlık.
Aşiyan ayağa kalktı ve Alex'in elini tuttu.
"Haydi."
Anne oğul sınıfa doğru yürüdüler.
Arkalarında ise hâlâ şok içinde duran adam kaldı.
Adamın zihninde tek bir soru vardı:
"Bir kadın bana nasıl böyle el kaldırabilirdi?"
Sınıfa girdiklerinde Aşiyan, Alex'in montunu çıkardı.
Kaskını ve diğer ekipmanlarını da dikkatlice çıkarıp özel dolabına yerleştirdi.
Sonra oğlunun yanağına küçük bir öpücük kondurdu.
"Derslerini iyi dinle. Öğretmenine ve arkadaşlarına saygılı ol."
Alex annesine sarıldı.
"Tamam anneciğim."
Aşiyan gülümsedi.
"Akşam görüşürüz yakışıklım."
Sınıftan çıktı.
Koridordan bahçeye doğru ilerledi.
Tam birkaç adım atmıştı ki arkasından biri yaklaştı.
Bir el omzuna kondu.
"Dur bakalım orada."
Aşiyan'ın refleksleri anında devreye girdi.
Yan gözle arkasındaki adama baktı.
Bir saniye bile düşünmeden kolunu savurdu.
Adam dengesini kaybedip sırtüstü yere düştü.
Aşiyan bir anda üzerine çöküp boynunun hemen yanında durdu.
"Ne istiyorsun?"
Adam şaşkındı.
Korumalar da olduğu yerde kalmıştı.
Kimse böyle bir tepki beklemiyordu.
Adam aslında yalnızca Aşiyan'la konuşmak istemişti.
Ama şimdi yerde yatıyordu.
Üstelik Aşiyan'ın yüzüne bakarken ne söyleyeceğini bile unutmuştu.
Gözleri kadının gözlerine kilitlendi.
İçinden tek bir düşünce geçti:
İşte aradığım kadın bu.
Aşiyan hâlâ üzerindeydi.
"Sana son kez soruyorum. Ne istiyorsun?"
Adam cevap vermeden önce Aşiyan bir anda nerede olduğunu hatırladı.
Okulun ortasındaydı.
Yavaşça üzerinden kalktı.
Tam o sırada Alex ve Nikki'nin koşarak kendilerine doğru geldiğini gördü.
Alex'in yüzünde korku vardı.
Annesine zarar vereceklerinden korkmuştu.
Ama şimdi gördüğü manzara karşısında gözleri büyüdü.
Annesi adamı yere sermişti.
Nikki de şaşkınlıkla bakıyordu.
Bir kadının dayısını yere attığını görmek onun için inanılmazdı.
Nikki'nin gözleri parladı.
Aşiyan çocuklara döndü.
"Haydi bakalım, sınıflarınıza."
İki çocuk da onu dinledi.
"Derslerinizi güzelce dinleyin. Öğretmenlerinizi üzmeyin. Kavga etmeyin. Başkalarına zorbalık yapmayın. Birbirinize saygılı olun."
Çocuklar başlarını salladılar.
Aşiyan yerdeki adama son kez küçümseyen bir bakış attı.
Sonra başını iki yana sallayıp yürüyüp gitti.
Adam ise hâlâ yerdeydi.
Kalkmaya hiç niyeti yok gibiydi.
Bir süre sonra kendi kendine gülmeye başladı.
Kadın aklını başından almıştı.
Daha da garibi...
Kokusu hâlâ burnundaydı.
Saatlerce öylece kalabileceğini düşündü.
Tam o sırada Nikki yanına geldi.
Dayısına baktı ve hiç beklenmedik bir şey söyledi:
"İşte evleneceğim kadın bu."
Adam kaşlarını çattı.
"Nikki…"
"Ne?"
"Sen önce okulunu oku. Büyü de gel."
Sonra başını iki yana salladı.
"Aşk rakibim olacağını düşünmezdim… Hem de beş yaşındaki bir çocuk."
Nikki gururla gülümsedi.
Sanki büyük bir hazine bulmuş gibiydi.
Aşiyan ise bütün bunlardan habersiz, daha önce iş başvurusunda bulunduğu restorana gitti.
Sözleşmeyi imzaladı.
Akşam belirli saatlerde çello çalacaktı.
Üstelik maaşı da oldukça iyiydi.
Ek gelir kazanma ihtimali de vardı.
Aşiyan için bu, yeni hayatını kurmak adına önemli bir adımdı.
İşini hallettikten sonra eve döndü.
Evde, bu bedenin sahibine ait kıyafetleri tek tek incelemeye başladı.
Hepsi birbirinden pahalı markalardı.
Önceki hayatında bu kıyafetlerin bazıları neredeyse bir daire fiyatındaydı.
Ama Aşiyan'ın tarzı değildi.
"Bunların hepsini nakde çevirmeliyim."
Yakında Martin onu kapının önüne koyarsa elinde kendi parasının olmasını istiyordu.
İnternetten ikinci el satış uygulamalarından birini indirdi.
Kayıt oldu.
Kıyafetleri tek tek seçti.
Çantalar…
Ayakkabılar…
Aksesuarlar…
Hepsi son derece şıktı.
Ama Aşiyan hiçbirini kendisine ait hissetmiyordu.
Çünkü ona göre bir kıyafet ne kadar pahalı olursa olsun, eğer kişinin tarzına ait değilse üzerinde emanet gibi dururdu.
Hoşuna giden birkaç parçayı ayırdı.
Geri kalanların çoğunu satışa koydu.
Beklemediği bir şey oldu.
Ürünler tahmin ettiğinden çok daha hızlı satıldı.
Üstelik istediği fiyatlara yakın rakamlara.
Bazılarının etiketleri bile üzerindeydi.
Aşiyan şaşkınlıkla kıyafetlere baktı.
Tam bir çantayı eline aldığı sırada zihninde yeniden bir görüntü belirdi.
Bir kadın…
Yerde diz çökmüş…
Ellerini yumruk yapmış…
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
Karşısında soğuk bir adam duruyordu.
Kocası.
Adam kadına dünyanın en değersiz insanına bakıyormuş gibi bakıyordu.
"Ne giyersen giy, yine de seni çirkin gösterecek."
Kadının yüzündeki acı Aşiyan'ın içini yaktı.
Şimdi her şeyi daha iyi anlıyordu.
Bu kadın, bu evliliğin içinde bir cehennem yaşıyordu.
Ve onu o cehennemde tutan tek şey vardı:
Oğlu.
Aşiyan çantasını bıraktı.
"Adi herif…"
Ağzından birkaç sert söz daha çıktı.
Sonra derin bir nefes aldı.
Satışları tamamlamaya devam etti.
Kısa süre içinde dolap neredeyse yarı yarıya boşalmıştı.
Banka hesabındaki para da artmaya başlamıştı.
Aşiyan kendisine özel bir hesap açmıştı.
Kazandığı bütün parayı burada biriktirecekti.
Alex için.
Kendisi için.
Özgürlüğü için.
Martin'in kontrolündeki hesaplara güvenmiyordu.
Özellikle Caroline'in de bu düzenin içinde olduğunu bildiği için daha dikkatli davranıyordu.
Aşiyan insanlarla nasıl başa çıkacağını biliyordu.
Özellikle de böyle insanlarla…
Öğleden sonra Alex'i okuldan alma saati geldi.
Aşiyan çalışma saatini kontrol etti.
Restoranla arasında yaklaşık bir saatlik zaman vardı.
Alex'i yanında götürmeye karar verdi.
Onu tek başına bırakmayacaktı.
Önce birlikte restorana gittiler.
Yemeklerini yediler.
Sonra Aşiyan oğlunun karşısına oturdu.
"Tatlım, ben birkaç saat burada çalışacağım. Benim için burada uslu uslu oturabilir misin?"
Alex merakla sordu:
"Ne iş yapacaksın?"
"Çello çalacağım."
Alex'in gözleri büyüdü.
"Sen çello çalabiliyor musun anne?"
Aşiyan gülümsedi.
"Evet."
Alex mutluluktan havalara uçtu.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
"Ben de seni dinleyebilir miyim?"
"Elbette. Sahnenin hemen yanında oturabilirsin."
Alex'in gözleri ışıldadı.
Çünkü annesinin daha önce hiç görmediği yanlarını keşfediyordu.
Aşiyan daha sonra yüzüne siyah bir maske taktı.
Alex'e de siyah bir maske verdi.
Üzerine uzun, siyah bir elbise giydi.
Çellosunu aldı.
Sahneye çıktı.
Başını hafifçe çellosuna eğdi.
Ve çalmaya başladı.
İlk başlarda restorandaki insanlar kendi sohbetlerine devam ediyordu.
Kimileri yemek yiyordu.
Kimileri konuşuyordu.
Ama Aşiyan notalara hayat verdikçe ortam yavaş yavaş değişmeye başladı.
Bir masa sustu.
Sonra başka biri müziğe kulak verdi.
Çok geçmeden bütün restoranın dikkati Aşiyan'a yöneldi.
Çaldığı müzik öylesine etkileyiciydi ki insanlar yemek yemeyi bile unutmuştu.
Restoran sessizleşmişti.
Artık yalnızca çellonun sesi duyuluyordu.
Fakat Aşiyan'ın bilmediği bir şey vardı.
Restoranın çok uzak olmayan bir masasında tanıdığı biri oturuyordu.
Declan Rodriguez.
Yanında birkaç yabancı müşterisi vardı.
Declan'ın gözleri sahnedeki kadına kilitlenmişti.
Kadın ona fazlasıyla tanıdık geliyordu.
Ama nedenini anlayamıyordu.
Gecenin sonunda Aşiyan performansını bitirdi.
Son nota havada kayboldu.
Bir saniyelik sessizliğin ardından bütün restoran alkışlarla yankılandı.
Konukların tamamı ayağa kalkmıştı.
Aşiyan çellosunu bıraktı ve profesyonel bir sanatçı gibi selam verdi.
Restoran sahibi bile şaşkınlıkla alkışlıyordu.
Onu işe aldığı için bir kez daha doğru karar verdiğini düşünüyordu.
Aşiyan işe başlamadan önce sözleşmesine özel bir madde ekletmişti:
Kimliği gizli tutulacaktı.
Restoran sahibi onun gerçek kimliğini açıklarsa ciddi bir tazminat ödemek zorunda kalacaktı.
Bu, Aşiyan için önemliydi.
Çünkü yeni hayatının kontrolünü kimseye bırakmaya niyeti yoktu.
Günün yorgunluğuyla Aşiyan ve Alex eve doğru yola çıktılar.
Alex çok yorulmuştu.
Eve geldiklerinde Aşiyan ona baktı.
"Tatlım, duşunu alıp uyuyabilir misin?"
Alex başını salladı.
"Tamam anneciğim."
Sonra bir anda geri dönüp annesine sarıldı.
"Anneciğim…"
"Efendim?"
"Harika çalıyordun."
Aşiyan gülümsedi.
"Beğendin mi?"
"Daha önce hiç çello çaldığını görmemiştim. Evde de çalar mısın?"
"Tabii."
Aşiyan oğlunun saçlarını okşadı.
"Hatta eve bir çello alalım. İstersen sana çalmayı da öğretirim."
Alex'in gözleri parladı.
"Çok isterim anneciğim!"
"Tamam tatlım. Şimdi duşunu al ve uyu. Saat çok geç oldu."
Alex odasına giderken Aşiyan arkasından baktı.
Bugünü de atlatmışlardı.
Üstelik güzel geçmişti.
Ertesi sabah Aşiyan gözlerini açtığında Alex'in yanında uyuduğunu gördü.
İkisi aynı anda uyandı.
"Günaydın tatlım."
"Günaydın anneciğim."
Bir süre yatakta sohbet ettiler.
Henüz okul saati gelmemişti.
Aşiyan oğluna döndü.
"Bugün ne yapmak istersin?"
Alex düşündü.
Sonra heyecanla konuştu:
"Tatlım… Yarın hafta sonu. Bu akşam yola çıkıp kamp yapalım mı?"
Aşiyan şaşırdı.
"Sen hiç kamp yapmadın ki."
"Biliyorum."
"Gerçekten ister misin?"
Alex annesinin boynuna sarıldı.
"Evet!"
Aşiyan güldü.
"Tamam. O zaman anlaştık. Okuldan sonra hazırlıkları yaparız, akşam yola çıkarız."
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Alex mutluluktan yatağın üzerinde zıpladı.
Anne oğul birlikte kahvaltı hazırladılar.
Mutfakta kahkahaları yankılanıyordu.
Birbirleriyle şakalaşıyor, kahvaltı hazırlarken eğleniyorlardı.
Fakat ikisi de Martin'in evde olduğunu fark etmemişti.
Martin onları uzaktan izliyordu.
İçinde tarif edemediği tuhaf bir his vardı.
Bir süre sonra mutfağa doğru ilerledi.
Aşiyan ve Martin göz göze geldi.
Bir anda sessizlik oldu.
Anne oğul kahvaltılarına devam etti.
Martin de masaya oturdu.
Fakat bir şey dikkatini çekti.
Artık masada onun için özel olarak hazırlanmış bir tabak yoktu.
Aşiyan yalnızca kendisinin ve Alex'in sevdiği yiyecekleri hazırlamıştı.
Martin bunu hemen fark etti.
Aşiyan'ın daha önce böyle kahvaltılar hazırladığını hiç hatırlamıyordu.
Alex de artık sürekli huysuzlanan, itiraz eden, ağlayan çocuk değildi.
Karşısındaki anne oğul…
Bambaşka iki insandı.
Martin, Aşiyan'a baktı.
Hastaneden çıktığından beri çok değişmişti.
Bakışları…
Konuşma şekli…
Duruşu…
Alex'e yaklaşımı…
Her şeyi farklıydı.
Bunun iyi bir şey olması gerekiyordu.
Ama Martin'in içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı.
Kahvaltı bittikten sonra Aşiyan ve Alex tabaklarını bulaşık makinesine koydular.
Alex bile annesine yardım etmişti.
Martin şaşkınlıkla onu izledi.
Bir süre sonra anne oğul okul için hazırlandı.
Tam kapıdan çıkacakları sırada Martin'in soğuk ve mesafeli sesi arkalarından geldi:
"Akşam aile yemeği var. Zamanında orada ol."
Aşiyan durdu.
Arkasını dönmedi.
Sadece yan gözle baktı.
"Benimle bağı olmayan bir ortamda bulunmak istemiyorum."
Martin'in gözleri daraldı.
Aşiyan devam etti:
"Zaten akşam planlarım var."
Martin bir an sessiz kaldı.
"Nasıl istersen."
Aşiyan hiçbir şey söylemeden Alex'in elini tuttu ve dışarı çıktı.
Anne oğul motosikletle yola çıktılar.
Fakat Aşiyan kısa süre sonra bir şeyi fark etti.
Onları takip eden bir araç vardı.
Aşiyan korkmadı.
Ama Alex yanındaydı.
Bu yüzden hızını artırmadı.
Okula geldiklerinde Alex'i sınıfına bıraktı.
Bir süre bahçede oyalanıp etrafı kontrol etti.
Takip eden araç ortalıkta görünmüyordu.
Aşiyan derin bir nefes aldı.
Sonra restorana doğru yola çıktı.
Artık gündüz de çello çalabilecekti.
Restoran sahibiyle anlaşmış, çalışma saatlerini biraz daha erkene çekmişti.
Ama aklı hâlâ sabah gördüğü araçtaydı.
Kim takip ediyordu?
Martin mi?
Caroline mi?
Yoksa başka biri mi?
Restoranın otoparkına bir araç girdi.
Kapı açıldı.
Yere önce pahalı, siyah deri bir çift ayakkabı bastı.
Adamın yürüyüşünde bile zenginlik ve güç vardı.
Sanki attığı her adım,
"Buradayım."
diyordu.
Yanındaki adamlara baktı.
"Burada olduğuna emin misiniz?"
"Evet."
Adamın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.
"Güzel."
Gözlerini restorana çevirdi.
"Müstakbel gelinimin yanına gidelim."
Adam sahnenin karşısındaki masaya oturdu.
Aşiyan performansını tamamladı.
Çellosunu yavaşça bıraktı.
Başını kaldırdı.
Ve karşısındaki adamla göz göze geldi.
Aşiyan'ın bakışları bir anda sertleşti.
Onu tanımıştı.
Birkaç gün önce okulda yere serdiği adamdı.
Adamın gözlerinde avını bulmuş bir avcının bakışı vardı.
Dudaklarında kendinden emin bir gülümseme oluştu.
Ve sonunda konuştu:
"Declan Rodriguez…"
Bir an sustu.
Gözlerini Aşiyan'dan ayırmadan ekledi:
"Seni buldum, güzelim."
Aşiyan'ın kalbi bir anlığına hızlandı.
Çünkü yeni hayatında peşinden gelen ilk kişi…
geçmişinden biri değildi.
Ama belli ki kader, onun karşısına çıkarmaya kararlıydı.
Ve Declan Rodriguez'in Aşiyan'la ne istediğini öğrenmek için artık çok az zaman kalmıştı.
