Aşiyan, her zamanki saatinde uyandı.
Üzerine bol, beyaz bir sweatshirt ve mini bir şort geçirdi. Saçlarını gelişigüzel bir topuz yaptı. Aynanın karşısına geçip kendisine son kez baktı.
Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu.
"Hadi başlayalım."
Sonra kendi kendine göz kırptı.
Yeni hayatı için attığı her adım ona biraz daha güç veriyordu.
Aşağı inip mutfağa yöneldi.
Alex henüz uyanmamıştı. Sabahın erken saatlerini seviyordu. Ev sessizken kulaklığını taktı, müziği açtı ve kahvaltı hazırlamaya başladı.
Patates kızarttı.
Omlet yaptı.
Mutfağın içinde müziğin ritmine göre hareket ediyor, bazen kendi kendine dans ediyordu.
Tam arkasını döndüğü sırada birden irkildi.
Karşısında iki figür duruyordu.
Biri şaşkınlıkla onu izliyor, diğeri ise gözlerinde gizleyemediği kıskançlıkla bakıyordu.
Aşiyan kulaklığını çıkardı.
"Vay canına…"
Bir an gözlerini kırpıştırdı.
"Ben sizi nereden tanıyorum?"
Sonra kaşlarını çattı.
"Siz kimsiniz? Evimde ne işiniz var?"
Karşısındaki kişilerden biri Martin Jares'in en yakın arkadaşı Oliver, diğeri ise Martin'in sözde asistanı ve Caroline'di.
Aşiyan'ın bakışları Caroline'in üzerinde birkaç saniye kaldı.
Tam o sırada zihninde bazı anılar canlandı.
Kırgınlıklar…
Kavgalar…
Gözyaşları…
Ve Caroline'in bu hayatın geçmişindeki yeri…
Aşiyan ellerini sıktı.
"İzinsiz nasıl girdiniz içeri?"
Tam o sırada arkasından gür ve mesafeli bir ses duyuldu.
"Ben çağırdım."
Aşiyan başını çevirdi.
Merdivenlerin başında Martin Jares duruyordu.
Aşiyan ona baktı.
Sonra dudaklarını hafifçe büzdü.
"Öyle mi?"
Başka hiçbir şey söylemeden yanlarından geçti.
Bu hareket Oliver'ın dikkatinden kaçmadı.
Aşiyan'ın bu umursamaz tavrını nedense çok tatlı bulmuştu.
İstemeden gülümsedi.
Aşiyan ise hiç aldırmadan merdivenlere yöneldi.
Sonra yukarı doğru seslendi:
"Sevgilim! Kahvaltı hazır!"
Martin olduğu yerde dondu.
Aşiyan'ın ağzından daha önce hiç böyle bir kelime duymamıştı.
Sevgilim…
Kelime kulağında birkaç saniye yankılandı.
Gözlerinin içinde fark edilir bir şaşkınlık belirdi.
Tam o sırada yukarıdan tatlı bir çocuk sesi geldi.
"Geliyorum anneciğim!"
Alex merdivenlerden inmeye başladı.
Trabzanın üzerinden kayarak aşağıya indi.
Aşiyan onu görünce gülümsedi.
"Vay! Bugün daha iyi bir iniş yaptın, sevgilim."
Alex gururla gülümsedi.
"Ben artık büyüdüm anne!"
Aşiyan güldü.
"Öyle mi? O zaman bakalım kahvaltını da büyümüş bir çocuk gibi yapabilecek misin?"
Alex kahkaha attı.
Bu küçücük anne-oğul etkileşimi, onları izleyen üç figür için hayret verici bir görüntüydü.
Martin sessizdi.
Oliver şaşkındı.
Caroline ise gözlerini onlardan ayıramıyordu.
Çünkü gördükleri kadın, tanıdıkları Aşiyan değildi.
Aşiyan ve Alex mutfağa geçtiler.
Masanın üzerindeki kahvaltının başına oturdular.
Anne oğul birlikte yemeklerini yerken sürekli konuşuyor, gülüyorlardı.
Alex annesinin hazırladığı patateslerden birini alıp gülümsedi.
"Anne, bugün de çok güzel olmuş."
"Afiyet olsun yakışıklım."
Kahvaltı bittiğinde Aşiyan masayı topladı.
Sonra Alex'in elini tuttu.
"Haydi bakalım. Okul zamanı."
Birlikte yukarı çıktılar.
Hazırlanmaya başladılar.
Aşiyan'ın giyinmesi uzun sürmedi.
Kahverengi buklelerini düzeltti.
Yüzüne hafif bir makyaj yaptı.
Gözlerindeki eyeliner yüzüne farklı bir hava katıyordu.
Sonra siyah deri pantolonunu ve deri ceketini giydi.
Motorcu kaskını eline aldı.
Aynaya baktığında karşısındaki kadın artık kendisine bile yabancı gelmiyordu.
Gençti.
Güzeldi.
Güçlüydü.
Ve en önemlisi…
Kendi hayatının kontrolünü eline almaya başlamıştı.
Alex de hazırlanmıştı.
Anne oğul yan yana durduklarında birbirleriyle uyum içindeydiler.
Merdivenlerden aşağı indiklerinde Martin, Caroline ve Oliver hâlâ salondaydı.
Martin kendinden emin bir şekilde oturuyordu.
Yanındaki Caroline ise Aşiyan'ı gördüğü anda ellerini sıktı.
Bunu yaptığının farkında bile değildi.
Tırnakları avuçlarını kanatacak kadar derisine gömülmüştü.
Kıskançlığı yüzünden okunuyordu.
Oliver'ın şaşkınlığı ise bambaşka bir boyuttaydı.
Aşiyan'a bakarken gözlerini kırpmayı unutmuş gibiydi.
"Bu kadın…"
diye mırıldandı.
Aşiyan'ın üzerinde siyah deri pantolon, deri ceket ve motorcu kaskı vardı.
Genç bedeninin enerjisi, kendinden emin duruşuyla birleşince ortaya bambaşka bir kadın çıkmıştı.
Alex annesinin elini tuttu.
"Hadi anne."
"Hazırım."
Anne oğul birlikte dışarı çıktılar.
Garajın önüne geldiklerinde Aşiyan motosikletin yanına geçti.
Alex'in kaskını dikkatlice taktı.
Kıyafetlerini kontrol etti.
"Tamam, yakışıklım. Hazır mısın?"
"Hazırım anneciğim!"
Aşiyan motosiklete bindi.
Alex ön tarafa oturdu.
Aşiyan arkasına geçti.
"Beni sıkıca tut."
Alex küçük kollarını annesinin beline sardı.
Aşiyan motosikleti çalıştırdı.
Motorun sesi garajın içinde yankılandı.
Alex'in heyecanı yüzünden okunuyordu.
Aşiyan gülümsedi.
"Hazır mısın?"
"Evet!"
Motosiklet yavaşça hareket etti.
Anne oğul uyum içinde yola çıktılar.
Küçük beden önde, Aşiyan arkasındaydı.
İkisi de kasklarını takmıştı.
Birlikte yeni bir güne doğru ilerliyorlardı.
Martin onları camın ardından izliyordu.
Tek kelime etmedi.
Yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Ama gözleri motosikletin uzaklaşmasını takip ediyordu.
Oliver ise kendisini daha fazla tutamadı.
Martin'e dönüp şaşkınlıkla sordu:
"Bu Aşiyan mı?"
Martin cevap vermedi.
Oliver yeniden cama baktı.
"Gerçekten o mu?"
Caroline'in elleri hâlâ sıkılıydı.
Yüzündeki kıskançlık artık gizlenemiyordu.
Martin ise sessizliğini bozmadı.
Fakat içindeki bir şey ilk kez huzursuz olmuştu.
Çünkü Aşiyan'ın değiştiğini herkes görebiliyordu.
Duruşu değişmişti.
Konuşması değişmişti.
Alex'e davranışı değişmişti.
Ve en önemlisi…
Artık ondan korkmuyordu.
Martin Jares, motosikletin gözden kaybolduğu yöne bakarken ilk kez kendisine şu soruyu sordu:
"Bu kadın gerçekten Aşiyan mı?"
Ama henüz kimsenin bilmediği bir gerçek vardı.
Karşılarındaki kadın, eski Aşiyan değildi.
Aşiyan'ın ruhu artık başka bir bedende yeni bir hayata başlamıştı.
Ve bu yeni hayatında ilk kez gerçekten özgürdü.
Fakat geçmiş…
Onu bırakmaya hiç niyetli değildi.
