Cherreads

Chapter 4 - 4-Bölüm:Masumiyetin Son Nefesi

...

Ve işte nihayet geldik bundan böyle burada kalacağız.

Ryou buradı muhteşem, sen işini iyi yapıyorsun.

Bu sözlerin ardından kısa bir kahkaha tufanı ile ortam birazcık olsun değişti.

Abartma Rain, istediğin türden bir ev bulabilmek için biraz vakit harcadım hepsi bu-

Ne abartması be sen insanları anlama konusunda çok iyisin.

Hayır anladığım tek insan sensin.

Çift katlı oyma ahşap işlemelere sahip oldukça sağlam ortalamanın biraz üstünde bir evdi, bodrum katını saymazsak; büyük bir hapishane ve depo...

Yaklaşık 2 saat gibi bir sürede eve yerleştik. Buraya alışmamız zaman alacaktı ama sorun değil biz bir arada olduğumuz sürece herşeyin üstesinden gelebiliriz.

Aoi odasını kendince düzenlerken Ryou ve ben bahçede beraberdik.

Bu sabah ne tür bir kabus gördüğümü sormuştun, hatırladın mı Ryou?

Evet de neden birdenbire bu konuyu açtın ki boşvermemi söylememişmiydin?

Gördüğüm kabusta insanlar seni vahşice öldürüyordu, ben ise "Felaket" olarak anılan bir canavara dönüşüp dünyaya yıkım ve kaos getiriyordum.

Aradan uzun bir süre geçtikten sonra senin sesini duydum. Oldukça öfkeli geliyordu.

Yarattığım cehenneme bakarken senin sesin- beni çok ürpertmişti. Alevler arasından çıkıp geldiğinde donup kalmıştım çünkü şu anki halinden geriye kalan tek şey gözlerindi. Gerçi onlarda artık eskisi gibi değildi.

Duygulardan yoksun soluk sarı- artık bir sonu vardı. Ruhuma boş boş bakıyordun, beni ürküten de buydu.

Biraz garip bir kabus, daha önce buna benzer hiçbirşey duymamıştım. Her neyse boşver nasıl olsa sadece bir kabus..

Söylemesi kolay tabi- o kabusu gördüğüm esnada ne kadar korktum haberin var mı? Ve ya gözlerimi açtığımda içinde bulunduğum durum hakkında...

Neyse olan oldu sonuçta bir kabus, gerçek değil.

Evet haklısın.

Canım sıkılmaya başladı, kılıç düellosu yapalım mı? Büyü vs. Yok sadece kılıç ve kullanabiliyorsan QI ayrıca senin kılıç becerilerini epeydir merak ediyorum.

Tabiki de gösteririm yeter ki iste hatta kazınırsan sana küçük çocuk muamelesi yapmayı bırakırım.

Bakalım kim kime küçük çocuk muamelesi yapıyor. Gardını alsan iyi edersin "Küçük Ryou'm" .

Durun! Ne yapıyorsunuz siz?

Abinin tekniklerini çalacağım Aoi. Bu yüzden geride kal.

Delirdin mi sen bunu neden yapıyorsun?

Hayır, aksine aklım gayet yerinde- bana küçük çocuk muamelesi yapmanın bedelini ödeteceğim ona.

Kılıçlarla aram pek iyi değildir ama umarım seni tatmin edebilirim Rain.

Kılıcımı çekip ileri atıldım ve "bu konuda hiç şüphen olmasın" dedim. Hafif ama seri saldırılar ile onu geri tutuyordum, QI'yl kullanana kadar-

Sahip olduğun QI miktarı hayran olunası Ryou.

Kılıçların çarpışma sesinin yankıları sebebiyle ikiside birbirini duyamıyordu. Düelloya o kadar odaklanmışlardı ki Ryou'nun kılıcı merkezinden büyük hasar almıştı. Ama hala daha kullanılabilir durumdaydı.

Bu nasıl bir kılıç lan? Merkezi güç kaynağını yok ettim, paramparça olması lazımdı.

Normal şartlarda evet ama kılıcı kendi QI enerjim ile kutsadığım için bunu yapman epey zor olacak.

Rain soluklanmak için birkaç adım geri attığında uzaktan bir çığlık sesi geldi. Bu ses Aoi'ye aitti.

Neler oluyor Aoi'nin sesini duydum gibi- o nerede,iyi olacak mı?

Emin değilim hadi düelloyu erteleyelim ve onu arayalım. Sesi sanki epey uzaktan geliyordu.

Hızlı olalım o halde hadi sesi batı tarafından geliyordu.

O işi bana bırak, senin dinlenmen gerekmiyor mu? Çok fazla terlemişsin ayrıca nefes nefese kalmışsın?

Şuan için bir önemi yok, zaman kaybetmeyelim.

Pekala öyle olsun, çok geride kalma.

Ses, eve yaklaşık 1800 metre yakınlığında ki büyük ormandan geliyordu. Bu yüzden neler olacağı tahmin edilemezdi.

Birkaç dakika içinde ormana vardılar, etrafa bakınca gördükleri tek şey at arabası izleriydi. Biraz daha incelediler ama arabanın etrafında dönüp dolaşan insan izleri dışında birşey bulamadılar. Başka bir iz yok hadi ormanın içine gidiyoruz Ryou.

Pekala- kılıcını hazır tut bu orman süprizlerle dolu.

İzler bir noktadan sonra sona erdi ama ortalıkta ne araba vardı, ne insanlar ne de Aoi. Güneş batmadan onları bulmamız lazım, ayrılalım.

Tamamdır, ben kuzeye gidiyorum o halde.

Ormanın içi, güneşin son ışıklarını bile yutacak kadar yoğundu. Ağaçların gövdeleri siyaha çalan koyu kahverengiydi ve dallar gökyüzünü neredeyse tamamen kapatıyordu. Ryou kuzeye doğru ilerlerken Rain batıya yöneldi. İkisi de sessizliğin ağırlığını hissediyordu; bu, sıradan bir sessizlik değildi. Sanki orman nefes alıyor ama bunu saklıyordu.

Rain ilerledikçe toprağın yapısı değişmeye başladı. Daha yumuşak, daha nemliydi. Ayak izleri burada daha belirgindi. Diz çöktü, toprağı inceledi. Aynı arabaya ait izlerdi… ama burada bir şey farklıydı. İzler bir noktada kesiliyor, sanki yer yarılmış da arabayı yutmuş gibi ortadan kayboluyordu.

"Bu mümkün değil…" diye mırıldandı.

Tam o sırada hafif bir hışırtı duydu. Kılıcını çekti ve arkasına döndü.

Aoi?!

Cevap gelmedi.

Ama birkaç saniye sonra… çok daha zayıf bir ses:

Rain…

Bu gerçekten Aoi'nin sesiydi. Rain tereddüt etmeden o yöne doğru koştu. Ağaçların arasından geçerken dallar yüzünü çiziyor, nefesi düzensizleşiyordu. Sonunda küçük bir açıklığa ulaştı.

Ve orada… Aoi vardı.

Ama yalnız değildi.

Siyah pelerinli üç kişi Aoi'yi çevrelemişti. Yüzleri görünmüyordu, ama etraflarındaki hava bile ağırlaşmış gibiydi. Aoi dizlerinin üzerindeydi, elleri bağlıydı ve yüzü korku içindeydi.

Rain… kaç… dedi güçlükle.

Rain'in gözleri daraldı. Kılıcını sıkıca kavradı.

Onu bırakın.

Pelerinli figürlerden biri başını hafifçe kaldırdı. Boğuk bir sesle konuştu: Demek Felaket'in tohumu sensin.

Rain'in kalbi bir an duraksadı. Kabusu… aklına geldi.

Ne saçmalıyorsun siz? dedi dişlerini sıkarak.

Henüz uyanmamışsın, dedi bir diğeri. Ama içindeki şey… bizden saklanamaz.

Rain cevap vermedi. Bir anda ileri atıldı.

İlk saldırısı hızlı ve keskindi. Pelerinli adamlardan biri kolayca savuşturdu. Kılıçlar çarpıştı, kıvılcımlar havaya sıçradı. Rain geri çekilmeden ikinci saldırıyı yaptı, ardından üçüncüyü.

Ama fark etti—rakibi onun hızına rağmen hiç zorlanmıyordu.

"Zayıfsın," dedi adam.

Bir anda karşı saldırı geldi. Rain son anda kendini yana attı ama omzunda derin bir kesik oluştu. Dişlerini sıktı, geri çekildi.

O sırada Ryou'nun sesi duyuldu: Rain!

Ryou hızla açıklığa girdi ve durumu gördüğü anda kılıcını çekti. Gözleri bir an Aoi'ye kaydı, sonra pelerinlilere.

Geç kalmadım umarım.

"Tam zamanında," dedi Rain, nefes nefese.

İkisi yan yana durdu.

Bu sefer birlikte saldırdılar.

Ryou'nun kılıç teknikleri daha ağır ama güçlüydü, Rain ise hızlı ve keskin hareket ediyordu. Birlikte uyumlu bir ritim yakaladılar. Pelerinli adamlardan biri geri çekildi, diğeri kısa süreliğine sendeledi.

Ama üçüncüsü…

Hiç hareket etmemişti.

Yavaşça elini kaldırdı.

Bir anda hava değişti.

Görünmeyen bir baskı ikisinin üzerine çöktü. Rain dizlerinin üzerine çökerken Ryou dişlerini sıkarak ayakta kalmaya çalıştı.

"Bu… ne…?" dedi Rain.

"QI bastırma," dedi Ryou zorlanarak. "Ama… bu seviyede olması imkansız… Bir insan için böyle bir güç mümkün olmamalı.

Pelerinli adam konuştu:

"Biz sıradan insanlar değiliz."

Sonra elini indirdi.

Ryou'nun dayanma gücü tükendi. Dizlerinin üzerine düştü.

Aoi çığlık attı: "Yeter! Lütfen durun!"

Pelerinli adam Aoi'ye döndü.

Sen bizim için sadece bir araçsın.

Rain'in gözleri öfkeyle doldu. Kabusu… tekrar gözlerinin önüne geldi. Alevler… yıkım… Ryou'nun o korkunç hali…

"Hayır…" diye fısıldadı.

Bir şey… içinden kıpırdadı.

Ama bu sefer… kontrol etmeye çalıştı.

"Rain…" dedi Ryou, zorlukla. "Sakın…"

Rain gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı.

"Bunu… kontrol edebilirim…"

Ayağa kalktı.

QI'sı aniden yükseldi. Hava titreşti. Pelerinli adamlar ilk kez geri adım attı.

"İşte bu," dedi biri. "Uyanış…"

Rain ileri atıldı. Bu sefer- farklıydı.

Hareketleri daha hızlı, daha vahşiydi. Birini anında yere serdi. Diğeri saldırmaya çalıştı ama Rain'in kılıcı göğsünü delip geçti.

Son adam… geri çekildi.

"Yeter," dedi. "Bu kadarı yeterli."

Ve bir anda… kayboldu.

Baskı ortadan kalktı.

Rain nefes nefese kaldı. QI'sı yavaşça normale döndü.

Ryou… Aoi…

Hemen Aoi'nin yanına koştu, iplerini kesti.

Aoi iyi misin?!

Aoi titriyordu.

Ben… ben iyiyim…

Ama sesi zayıftı.

Ryou da yanlarına geldi.

"Geç kaldık…" dedi sessizce.

Rain kaşlarını çattı.

"Ne demek istiyorsun?"

Ryou Aoi'ye baktı.

Onlar… bir şey yaptı sana, değil mi?

Aoi cevap vermedi. Sadece gözlerini indirdi.

Rain'in içi sıkıştı.

Aoi?

Aoi yavaşça konuştu: Onlar… beni kullanmak istiyordu… seni uyandırmak için…

Rain'in kalbi hızlandı.

Ne yaptılar sana?!

Aoi gülümsedi… ama bu acı dolu bir gülümsemeydi.

Önemli değil… işe yaramadı sonuçta… sen kontrol ettin…

Bir an sessizlik oldu.

Sonra Aoi'nin vücudu hafifçe öne doğru düştü.

Rain onu tuttu.

Aoi?!

Ryou hemen yanlarına çöktü.

Aoi! Hey!

Ama Aoi'nin nefesi… düzensizdi.

"Sanırım…" dedi zorlukla, "çok vaktim yok…"

"Saçmalama!" dedi Rain. "Seni buradan çıkaracağız, iyi olacaksın".

Aoi başını salladı.

Hayır… ben hissediyorum…

Gözleri Rain'e döndü.

Biliyor musun… sen hep güçlüydün… ama asıl gücün… kontrolünde…

Rain'in gözleri doldu.

Sus artık… konuşma…

Aoi hafifçe güldü.

"Ryou abi…"

Ryou eğildi.

"Buradayım."

"Onu koru… tamam mı?"

Ryou'nun sesi titredi: Bunu birlikte yapacağız.

Aoi başını salladı.

"Keşke… öyle olsaydı…"

Nefesi daha da zayıfladı.

Rain'in elleri titriyordu.

"Hayır… hayır… hayır…"

Aoi son kez konuştu:

Birlikte… olduğunuz sürece… her şeyin üstesinden gelirsiniz… demiştin…

Rain'in gözlerinden yaşlar aktı.

"…ama bazen… bazı şeyler… üstesinden gelinemez…"

Ve sonra…

Sessizlik.

Aoi'nin bedeni hareketsiz kaldı.

Orman yine sessizdi.

Ama bu sefer… o sessizlik ağırdı.

Rain başını eğdi. Ellerini sıktı.

Ryou gözlerini kapattı.

Hiçbiri konuşmadı.

Güneş batarken… gölgeler uzadı. Ve o an… bir şey değişti.

Rain'in içinde. Kontrol ettiği şey… artık sadece bir güç değildi. Bir kayıptı. Ve bu kayıp- onu ya kurtaracaktı…

Ya da gerçekten bir "Felaket"e dönüştürecekti.

More Chapters