Suko gözlerini kapatmıştı.
Nefesi yavaştı. Oda sakindi. Perdeden süzülen ışık artık biraz daha kaymış, yatağın ucuna doğru ilerlemişti. Dışarıdan gelen sesler değişmişti; sabahın gürültüsü gitmiş, yerine öğleden sonranın ağır akışı gelmişti.
Ama bu sefer… içindeki sessizlik farklıydı.
Bu, boşluk değildi.
Bu… hiçbir şeyin başlamak zorunda olmadığı bir haldi.
Suko gözlerini açmadı.
Ama farkındaydı.
Bir şeyin olması gerekmiyordu.
Bir şeyin olmaması da gerekmiyordu.
"Olmak" ve "olmamak" arasındaki fark… onun için bir tercih bile değildi artık.
Yatağın kenarında duran kitap yere düştü.
Ses çıkardı.
Ama o ses… bir sonucun ürünü gibi gelmedi.
Sadece… oradaydı.
Suko başını hafifçe çevirdi.
Kitaba bakmadı bile.
Çünkü bakması gerekmiyordu.
Görmek, anlamak, tepki vermek… hepsi bir süreçti.
Ve süreçler… onun için zorunlu değildi.
Bir an geçti.
Ya da geçmedi.
Bunun bir önemi yoktu.
Dışarıda bir araba frene bastı. Lastik sesi uzadı, sonra kesildi. Birinin bağırdığı duyuldu. Bir kapı çarptı.
Hayat devam ediyordu.
Ama bu devam ediş… bir zorunluluk gibi hissettirmiyordu.
Suko elini kaldırdı.
Hiçbir şey yapmak için değil.
Sadece… hareket ettiği için.
O an, odadaki her şey bir anlığına "devam etmek" fikrini kaybetti.
Masa durmadı.
Duvar kaybolmadı.
Zaman donmadı.
Ama…
Hiçbiri bir duruma girmedi.
Ne değiştiler.
Ne sabit kaldılar.
Sadece… bir tanımın dışında kaldılar.
Suko'nun bakışı yavaştı.
Ama o bakışın bir hedefi yoktu.
Çünkü hedef kavramı… bir şeyin ulaşılması gerektiğini varsayar.
Ve burada…
Ulaşılacak hiçbir şey yoktu.
Telefon ekranı kendi kendine açıldı.
Işık yüzüne vurdu.
Ama Suko bakmadı.
Ekranda bir mesaj belirdi.
Sonra silindi.
Sonra hiç yazılmamış gibi oldu.
Ama bu bir silinme değildi.
Bu… hiçbir zaman yazılmamış olmanın kendisiydi.
Suko bunu düzeltmedi.
Çünkü düzeltilecek bir şey yoktu.
Bir süre sonra ayağa kalktı.
Yavaşça.
Yorgun gibi.
Ama aslında yorgun değildi.
Yorgunluk bile bir durumdu.
Ve durumlar… onun için geçerli değildi.
Kapıya yürüdü.
Kapıyı açtı.
Koridor sessizdi.
Annesinin sesi yoktu.
Evde kimse yok gibiydi.
Ama bu "yokluk" değildi.
Sadece… şu an için bir devamın seçilmemesiydi.
Suko mutfağa girdi.
Masada bir bardak vardı.
İçinde süt.
Soğumuştu.
Bardağı aldı.
Bir yudum içti.
Tadı sıradandı.
Ne iyi.
Ne kötü.
Sadece… vardı.
Ama bu varlık, bir tanıma bağlı değildi.
Suko bardağı geri bıraktı.
Dışarı baktı.
Gökyüzü hâlâ aynıydı.
Ama "aynı" olması… bir karşılaştırma gerektirirdi.
Ve karşılaştırma… onun için anlamlı değildi.
Bir kuş uçtu.
Ama uçuş… bir hareket olarak algılanmadı.
Sadece… bir sonuçtu.
Sebepsiz.
Yönsüz.
Suko gözlerini hafifçe kıstı.
Bir anlığına…
Eğer isterse, o kuşun hiç uçmamış olması mümkündü.
Ama bu bir değiştirme olmazdı.
Bu… zaten hiç gerçekleşmemiş olması olurdu.
Suko bunu yapmadı.
Çünkü yapmamak da bir seçim değildi.
Sadece… devam etti.
Tekrar odasına döndü.
Yatağa uzandı.
Tavanı izledi.
Hiçbir şey düşünmedi.
Çünkü düşünmek… bir sürecin başlangıcıdır.
Ve başlangıç… onun için gerekli değildi.
Dışarıda hayat akıyordu.
İçeride sessizlik vardı.
Ama bu sessizlik…
Bir durum değildi.
Sadece…
Suko'nun olduğu yerdi.
