Cherreads

EDEN QUANTUS

Eden_Official
14
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 14 chs / week.
--
NOT RATINGS
17.1k
Views
Synopsis
Eden bir süper güç değildi.İnsanlığın yok oluşuna açılan bir kapıydı. Hayatlar hızlandı. Beklemek gereksizleşti, sınırlar belirsizleşti. Eden insanlara istediklerini verdi; karşılığında aldıklarını hiç göstermedi. Ne aldığı, son ana kadar fark edilmedi. Bu evrende her cilt, aynı dünyanın başka bir yüzünü anlatır. Farklı insanlar, farklı seçimler ve aynı sessiz sonuçlar. Eden anlatılabilecek bir madde ya da yaratık değildir. Eden, içimizde kalan insanlığın son parçalarının yavaşça yok oluşudur.
VIEW MORE

Chapter 1 - SIRADAN BİR SABAH

6 Ağustos 2025

Yıkık bir duvar, ay ışığında sessizce parlıyordu. Üzerinde sprey boyayla çizilmiş bir logo vardı; zamanla silinmiş, yer yer akmış ama hâlâ tanınabilir haldeydi. Aralardaki çatlaklardan sızan solgun ışık, bir an yanıp bir an sönüyor, duvarı yaşayan bir yaratık gibi gösteriyordu.

Duvarın ardındaki karanlıktan insan sesleri yükseldi. Önce tek bir çığlık, ardından kargaşanın uğultusu… Çelik kapıların çarpılması, adımların yankısı. İnsanlar kaçışıyor, birbirlerini itiyordu. Yüzlerde korku vardı; o korku, gölgelerle birleşip mekânı daraltıyordu.

Derken sessizlik çöktü.

Kamera yere indiğinde, kırık fayansların ortasında kanla lekelenmiş bir aile fotoğrafı belirdi. Fotoğraf havada süzülüyor, boşlukta dönüyor ve nihayet yere dokunuyordu. Yüzler bulanık olsa bile, fotoğraftaki sıcaklık kanın karasıyla çarpıcı bir tezat oluşturuyordu.

Fotoğraf yere değdiği anda ışık söndü. Dünyanın bütün sesi kesildi.

16 Haziran 2025

Sabahın erken saatleriyle evin dışı sakin ve sessiz görünüyordu. İki katlı evlerinin önünde, garajın içinde duran gri sedanla her şey sıradan görünüyordu. İçeride ise Kozuki hâlâ uyuyordu. Siyah, dalgalı saçları yastığın üstüne dökülmüştü. Uzun bıyıkları her nefesinde hafifçe kıpırdıyordu.

Kapı gıcırdayarak yavaşça aralandı. Yamato sessizce içeri süzüldü. Sarı ördekli pijamalarıyla, kaküllü kısa kumral saçlarıyla odaya adım attı. Yüzünde sadece bir çocuğun yapabileceği muzur bir sırıtış vardı. Tereddüt etmeden yatağa tırmandı ve babasının üstüne çıkıp hızla bıyıklarını çekti.

Kozuki panikle aniden doğruldu. Gözleri yarı kapalı, uykulu bir halde "Tamam!" diye bağırdı. Yamato kahkahalara boğuldu.

"Bıyıkların çok komik!"

Yan odadan annesi Yurika'nın sesi duyuldu:

"Tatlım, sadece uyandır dedim!"

Kozuki kaşlarını çatarak Yamato'ya döndü.

"Bıyıklarımı sevmiyor musun?"

Yamato bir an durdu, sonra sırıtarak bıyıkları tekrar çekiştirdi. Kozuki ayağa fırlayıp onu yakalamaya çalıştı ama ayağı battaniyeye dolandı. Dengesi bozuldu ve yatağın kenarına sırt üstü düştü.

Tam o sırada Yurika odaya girdi. Yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Eğilip Kozuki'nin dudağına bir öpücük kondurdu.

Yatağın köşesinde oturan Yamato heyecanla Kozuki'nin ellerini tuttu.

"Baba, okula gideceğiz!"

Kozuki gözlerini ovuşturarak sordu:

"Yemek yediniz mi?"

Yamato enerjik bir şekilde:

"Yolda yeriz, olmaz mı?"

Aile, mutfağın minik ama sıcak köşesinde kahvaltı yapıyordu. Yamato tabağındaki yemeği heyecanla yemeye çalışıyordu. Köpekleri Şuşu masanın altında halsizce yatıyordu. Nefesi zayıftı, gözleri yarı kapalıydı. Yemek kokusuna rağmen kımıldamıyordu.

Kozuki duvardaki saate baktı.

"Tatlım, dün arabayı kullandın mı?"

Yurika omuz silkerek cevap verdi:

"Çalıştırmayı denedim ama bir türlü çalışmadı."

Kozuki gülümseyerek çatalını bıraktı.

"Yemekten sonra bir bakarım o zaman."

Kahvaltıdan sonra garaja gittiler. Kozuki kaputu açtı. Motoru çalıştırdı ama bir ses geldi ve aniden sustu. Sinirle kaputu kapattı.

Yamato annesinin elini tutarak zıpladı.

"Bugün de mi otobüsle gideceğiz?"

Kozuki mırıldandı:

"Başka zaman uğraşırım şu külüstürle."

Yurika gülümseyerek:

"Yamato karnesini alınca pikniğe gideriz değil mi?"

Kozuki başını salladı.

Yamato Şuşu'ya sarıldı.

"O da gelebilir mi?"

Yurika diz çöktü.

"Biliyorsun Yamato, Şuşu hasta. Otobüse almazlar."

Yamato üzülse de umutla sordu:

"İyileşirse gelir, değil mi?"

Yurika başını salladı.

Kozuki saate baktı. Saat yediydi.

"Daha çok var."

Zaman geçti. Saat 08.30'u gösteriyordu.

Yurika bağırdı:

"Tatlım, biz hazırız!"

Cevap gelmeyince odaya girdi. Kozuki hâlâ uyuyordu. Hiç acımadan karnına yumruk attı.

Kozuki acıyla doğruldu.

"Tamam tamam! Kalktım!"

Otobüs durağa yanaşırken metalin sürtünme sesi sabahın durağanlığını böldü. Kapılar açıldı. İnsanlar içeri doluştu. Aile de kalabalığın arasına karıştı.

İçerisi sıcaktı. Kozuki bir eliyle tutamağı tutmuş, diğer koluyla Yurika ve Yamato'yu kendine çekmişti.

Yamato etrafa bakındı.

"Piknikte top oynar mıyız?"

Kozuki gülümsedi.

"Sen oynayamazsın. Ben annenle oynayacağım."

Yamato hemen Yurika'ya sarıldı.

"Hayır! Ben annemle oynayacağım."

Kozuki içinden düşündü:

Bana geçmişi unutturduğunuz için… teşekkür ederim.

Otobüs yeniden hareket etti.

Bir durak sonra kapılar açıldı.

İçeri bir adam girdi.

Kalın palto giyiyordu. Yaz sıcağına rağmen yüzünde ter yoktu. Dudakları anlaşılmayan bir dilde kıpırdıyordu.

Yurika kaşlarını çattı.

"Yine bunlardan…"

Adam tutamağa uzandı. Palto aralandı.

Yaşlı bir kadın aşağı baktı.

Gözleri büyüdü.

"B—bomba…"

Sonra çığlık attı.

"BOMBA VAR!"

İki adam üzerine atladı. Palto açıldı. Kablolar ortaya çıktı.

Adam sıkıştı. Nefes alamıyordu.

Elini göğsüne götürdü.

Pimi çekti.

Her şey sustu.

Kozuki refleksle ailesini sardı.

Ama bir anda kendini dışarıda buldu.

Otobüs gözlerinin önünde patladı.

Alevler. Cam parçaları. Çığlıklar.

Küçük bir ayakkabı yola fırladı.

Kozuki yere çöktü.

Orada… yanmış küçük beden…

Yamato'dan geriye kalanlar…

Yurika'nın bedeni birkaç metre ötedeydi.

Kozuki çığlık attı:

"NEDEN BEN? NEDEN BEN HÂLÂ BURADAYIM?"

Ve dünya sonsuza kadar değişti.